![]() |
Siyaset icinde Fethullah Gülen Ve Türk Siyaseti Üzerine Etkileri konusu , Semih Tufan Gülaltay, İleri Yayınları’ndan çıkan “Fethullah Müslüman mı” kitabında Fethullah Gülen’i farklı bir açıdan inceliyor. Kendi kaleminden okuyalım: “Bu kitaptaki ana mevzu, Fethullah’ın rejim düşmanlığı ya da ABD adına ...
|
|||||||
| Siyaset Diğer BöLümLere Uymayan Genel Siyaset ile İlgLi Konuları Burada Tartışabilirsiniz. |
![]() |
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
SİTE KURUCUSU
![]() |
Semih Tufan Gülaltay, İleri Yayınları’ndan çıkan “Fethullah Müslüman mı” kitabında Fethullah Gülen’i farklı bir açıdan inceliyor. Kendi kaleminden okuyalım:
“Bu kitaptaki ana mevzu, Fethullah’ın rejim düşmanlığı ya da ABD adına yüklendiği misyon değil... Ben O’nun İslamiyet’in içine sokulmuş bir Truva atı olup olmadığını sorguluyorum. O bir Truva atı mıdır? Fethullah Bahaîler’in gizli lideri midir? Amaç İslam dinini tahrif etmek midir? Gerçek ve halis müslüman kitlemizi Fethullah’tan nasıl koruyabiliriz? Ve benim için işin en önemli yanı 21. asrın en büyük dinamik gücü olan Türkçü gençliğin Türk-İslam sentezi adı altında kandırılmasının önüne geçme yollarının ortaya konmasıdır... Nurculuğun Türk milliyetçilerinin sırtına basarak Tevrat ittifakı kurmasının önüne geçmek, Orta Asya’da misyonerlik okulları açarak İngilizceyi Orta Asya’da tek dil haline getirme çalışmalarına artık dur diyebilecek miyiz? Fethullah’ın birinci gayesi Türk devletini ele geçirmek, ikinci gayesi ise, geçmişin intikamını almak için İran’ı istila edip İran’la harbe girmektir... O, bu operasyonda Turancıları kullanmayı düşünüyor... Bütün Türk dünyasını ele geçirdikten sonra ise önce aldatmaca bir dinler diyalogu oluşturacak sonra da gerçekte bir Tevrat ittifakı olan Bahaîliğe geçiş sürecini başlatarak bütün dünya dinlerini Bahaîlik altında birleştirme sürecini başlatacaktır... Son merhalesi Fethullah’ın “mesih” ilan edilerek dünya peygamberliğine adım atmasıdır...” Kitapta Gülaltay, Fethullahçılığın kökeni İran’a uzanan Bahaîlik tarikatının bir kolu olduğunu ve Gülen’in Bahailiğin günümüzdeki lideri olduğunu iddia ediyor. Gülaltay’a göre, Bahaîlik sıradan bir tarikat veya cemaat değildir. Hatta Bahaîlik İslam içinde bir mezhep de değildir. Bahaîlik, 3 büyük dini, İslamiyeti, Hıristiyanlığı ve Museviliği tek bir pota altında birleştirmeye çalışan bir dinlerüstü mezheptir. İran’da İslam öncesi geleneklerini sürdürmek isteyen ve bu nedenle İslamiyeti diğer dinlerle birleştirmeye ve tahrif etmeye çalışan çeşitli tarikatlara dayanmaktadır. Bahaîliğin ortaya çıkışını 800’lü yıllara kadar ***üren Gülaltay’a göre Fethullah’ın Müslümanlık anlayışının ardında aslında kökeni İran’a dayanan bu İslamdışı tarikatlar vardır. Dolayısıyla Fethullah’ın ne kadar Müslüman olduğu sorgulanmalıdır. Gülaltay kitabında, İran’daki Batınî mezheplerinin her birinin ortaya çıkışını ve birbirini nasıl takip ettiğini anlatıyor ve bu mezheplerin neden İslamdışı sayıldığını örnekleriyle okuyucuya sunuyor. Gülaltay, İran’daki İslamdışı mezhepleri Mazdek’le başlatıyor. Sonra sırasıyla, Hürremiye Mezhebi, Babek, İsmailiye ve Hasan Sabbah, Hurufîler, Cavidaniye, Babilik, Bahaîlik... Gülaltay’a göre bu mezhepler farklı isimler taşımalarına karşın aslında aynı mezhebir devamıdır. Çünkü, sık sık İran Devleti’ne ve Halifeliğe karşı ayaklanan bu mezhepler, başarısız olunca yollarına devam edebilmek için isim değiştirmiştir. Yoksa eylemleri de inançları da farklı değildir. Bu tarikatların kısa bir tarihin sunduktan sonra Fethullah’ın bu tarikatlarla bağlantısını yapıtlarından örneklerle açıklanıyor. Örneğin Batınî tarikatlarının en önemli özelliği yasak kimliklerini saklayarak takiyye yapmalarıdır. Gülaltay’a göre, Batınîler takiyye yaparak gerçek inançlarını gizlerler, Müslümanlarla kaynaşırlar ve devleti içten içe fethetmeye çalışırlar. Aynen Fethullahçılar gibi... Batınîlerin Kitabün Nur’undan Saidi Nursi’nin Risale-i Nur’una Öncelikle Batınîler, şeyhlerinin kitabını Kuran yerine kabul ederler. Cavidanîyeler, şeyhleri Fazlullah’ın Cavidannamesi’ni, Babiler ise şeyhleri Muhammed Bab’ın kitabı Kitab-ün Nur’u Kuran kabul ederler. Ne hikmetse, Saidi Nursî’nin Risale-î Nur’u isim olarak ve cemaatin gösterdiği saygı bakımından, içerik olarak, Kitab-ün Nur’a çok benzemektedir. Türkiye’deki Nurculara göre, Kuran anlaşılması zordur, bu nedenle müritlere Nur Risaleleri önerilir. Risalelere adeta ikinci bir Kuran mualemesi gösteren Fethullah, Gülaltay’a göre bu şekilde Müslümanlığa da aykırı hareket etmiş olmaktadır. Gülaltay, Fethullah’ın şu sözüne dikkat çekiyor: “İlimler sahasında meselenin temel esprisini ise Bedîüzzaman’ın mülahazasında buluruz. Şöyle der o: Allah’ın iki kitabı vardır. Biri kainat kitabı, diğeri Kur-an’ı Kerim.” Gülaltay’a göre Fethullah Gülen, “Kainat kitabı” derken Risaleleri kastetmektedir. Gülaltay, buna benzer pek çok örneği kitabında veriyor ve Nurcuların Risaleleri öne çıkarmasının nedeninin Kuran’ın geçerliliğini ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor. Fethullah isminin kaynağı Gülen’in kimliğini ele veriyor Fethullah Gülen’in isminin kaynağı da gizli kimliğinin bir başka göstergesi. Gülen’in ismi 1844 yılında İran Şahı’nı öldürmeye kalkışan bir Bahaî fedaisinden gelmektedir: Fethullah Kamî. Fethullah Gülen’in ailesinin İran’dan göçme olduğunu da ortaya koyan Gülaltay, Bahaîlikle bir başka bağlantısını daha ortaya çıkarmaktadır. Fethullah’ın rumuz olarak kullandığı isimler de eski Bahaî kahramanlara atıftır. Örneğin, “1982 yılının sonlarında DGM savcılığının hakkında başlattığı soruşturmada, Fethullah’m Dahhak kod adını kullanarak kitap yazdığı tespit edilmiş. Bilindiği üzere Dahhak İran mitolojisinde, İran’ı istila edip İran Şahı Cemşit’i testere ile ortadan ikiye böldürten, İran halkına işkenceler, eziyetler yapan bir adammış. İran halkı Dahhak-ı Zalim diye andıkları bu gaddar adamın zulmünden perişan olmuştu.” Işık evlerinin sırrı: Ev-mabetler Gülaltay, Babilerin ibadet için camiler yerine evleri tercih etmesiyle Fethullahçıların Işıkevleri arasında da bir bağlantı kuruyor: “Babiler, camilere gitmez, cemaatle namaz kılmazlardı. Bunun yerine evlerde toplanmayı tercih ederlerdi.” Ardından Nur evleriyle ilgili Fethullah Gülen’in şu sözlerine dikkat çekiyor: “Bu ışık evlerinin kendine has özellikleri vardır... Yüreği pek, imanı çelik insanların yetiştiği kutsal mekanlardır... Artık geçmişte camide yapılan dini ruhunun müzakereleri bu evlerde biraraya gelinerek yapılacaktır.” Ve Gülaltay nur evlerinin İslamdışı olduğunu şu şekilde anlatıyor: “Anlaşılacağı gibi Fethullah Gülen, bundan sonra caminin önemli olmadığını söylüyor. Çünkü büyük ustası Kürt Sait de camiye girmezdi. Buradaki amaç ise İslam’ın birliktelik ve cemaat ruhunu yıkmaktır. Kurretü’l-Ayn’ın ve Babi şeyhlerinin vaaz verdiği yerler camiler değildi. Fethullah’ın tabiriyle nur evleriydi. Yine aynı Fethullah, Yeşeren Düşünceler isimli kitabının 164. sayfasında ev-mabet [adıyla] bu ışık evlerini tarif ediyor. Ev-mabet terimi Bahailik dininde mabede verilen addır. Bahailerin mabedlerine ev-mabet adı verilir.” Gülen’den Bahailere gizli övgüler Gülaltay, Fethullah’ın kitaplarında Bahaîlere nısal gizlice övdüğünü de ortaya çıkarıyor. Örneğin, Fethullah’ın Hz. Muhammed’i anlattığı sanılan kimi yazılarında aslında Bahaîlerin lideri Molla Muhammed Ali’yi andığını aktarıyor: “Dostların vefasızlığına, düşmanların ardı arkası kesilmeyen istila ve ifsatlarına uğramasaydı, kim bilir daha neler yapacaktı? Keşke, bu mübarek dünya; duygu, düşünce, anlayış ve hayat felsefesiyle hiç değişmeseydi. Onun yiğitliği, sadeliği ve mertliği bu güne kadar dipdiri kalabilseydi. Keşke O muhteşem saray ve yüksek kasırların altın yaldızlı kubbeleri altında, baygın ve mahmur dolaşan hasım dünyanın, talihsiz insanlarının durumuna düşmeseydi.” Gülaltay, bu alıntıda önemli bir çelişkiyi yakalıyor: “Yukardaki metinde anlatılan kasır ve saraylar dönemin İran Şah’ının saraylarıdır. Çünkü Hz. Muhammed devrinde Arabistan’da ne kasır vardı ne saray.” Gülaltay, bu konuda daha pek çok örnek yakalamış. Gülaltay’a göre, baskı ve zulüm gören insan tasvirleri sanılanın aksine Hz. Muhammed dönemi yaşamış Müslümanlar değil, başarısız ayaklanmalardan sonra yurttan yurda göçürülen Bahailerdir. Örneğin, 1868’de Bahaîler sürgüne gönderilir. Fethullah Gülen’in kitaplarında anlattığı ömür boyu süren büyük göç aslında Bahaîlerin sürgünüdür. Gülaltay’a göre bahsedilen göç sanıldığı gibi Mekke’den Medine’ye Hz. Muhammed’in hicreti değildir. Başka bir yerde ise Fethullah şöyle diyor: “Bir başka defasında da seni kardeşinle konuşmaktan men etmişlerdi. Hani o güne kadar, bir lahza kendisinden ayrılmadığın kardeşinle konuşmaktan... Savaş meydanlarında omuz omuza, yemek sofralarında diz dize oturduğun kardeşinle konuşmayacaktın.” Gülaltay’a göre burada kastedilen de yine Bahai liderleridir. Çünkü Müslümanların tarihinde kardeşiyle konuşmaktan men edilme gibi bir cezalandırma söz konusu edilmemiştir. Halbuki Abdülaziz’in bir fermanında, Bahaullah’ın çocukları birbirleriyle konuşmamaları kaydıyla sürgüne gönderiliyordu. Fethullah’ın uğruna gözyaşı döktüğü işte bunlardır. Fethullahçılıkla Bahaî inanışları arasındaki paralellikler Gülaltay’ın bulduğu çeşitli paralellikleri şöyle sıralayabiliriz: - Bahaîler cenazelerini İslam inanışının tersine, mermer lahitler içinde gömerler. Saidi Nursî de vasiyetinde cesedinin lahitin içine konulmasını istemiştir. - Bahaîlerde ibadete başlama yaşı 16’dır. Fethullah Gülen de bir kitabında şöyle demektedir: “16 yaşıma kadarki dönemi çocukluk dönemi sayıyorum.” - Bahaîlikte el öptürmek kesinlikle yasaktır. Fethullah Gülen de el öptürme konusunda şöyle diyor: “Fevkalade rahatsızlık duyuyorum. El öptürme prensibim hiç yoktur.” - Bahaîler, camiye girmez, cemaatle namaz kılmaz. Sadece cenaze namazı kılarlar. Gülaltay’a göre, Fethullah Gülen’in de cenaze namazı dışında camiye girip namaz kıldığını şu ana kadar kimse görmemiştir. - Bahaîlikte kurban kesilmez. Ünlü Fethullahçı bilim adamlarından birisi de katıldığı bir tartışma programında kurban kesmeyi hapvan katliamı olarak nitelendirmiştir. - Bahaîlikte, herkes malının yüzde beşini, toplumun başında bulunan 19’lar heyetine vermek zorundadır. Fethullahçı organizasyon ve vakıfların başındaki yönetim kurulu da 19 kişidir. Fethullah ile Bahaîler arasındaki bir başka somut bağlantı ise Saidi Nursi’nin hayatından alınmaktadır. Saidi Nursi, Gülaltay’ın ortaya çıkardığına göre, İran Şahına suikast düzenleyen Babilerin şeyhlerinden Celaleddin Afgani’nin İran’dan kaçıp Abdülhamit’in himayesine girmesi sırasında kuryelik etmişti. Saidi Nursî, yine bir başka Bahaî tetikçi Kirmani’yi de İran-Türkiye sınırında karşılayacak ve İstanbul’a kadar kendisine eşlik edecekti. Gülen’in sözlerinde gizli anlamlar Fethullah’ın eserlerinde gizli gizli Bahaîlik propagandası yaptığını da Gülaltay çeşitli örneklerle açıklıyor: Kapı: Bahaî mezheplerinden Babiliğin kurucusu Muhammed Bab’tır. “Bab” kelimesinin bir anlamı da “kapı”dır. “Ulu sultan! Canlı-cansız, insan-hayvan, (..) her şey varlığını soluklar.”: Gülaltay bir başka bölümde ise Gülen’in bu sözündeki gizli anlamı ortaya çıkarıyor: Ulu Sultan kelimesi Bahaî Şeyhi Bahaullah’a atfedilmiştir. Hayvanları, eşyaları bile Allah’ın kulları olarak kabul eden ise Muhammed Bab’ın hocası Kazım-ı Reşdi’dir. Nebiler Sultanı: Gülaltay, Fethullah’ın sık sık kullandığı “Nebiler Sultanı” teriminin de karşılığını buluyor. Gülaltay’a göre, Fethullah’ın burada kastettiği Hz. Muhammed değil, Bahaullah’tır. Çünkü, Bahaullah’ın lakabı döneminde “Sultan”dır. Nur Asrı: Muhammed Bab’ın Kitabün Nur ile Babiliği yaydığı ilk yıllara da Nur asrı denmektedir. Timur ve Cengiz düşmanlığı: Fethullah bir kitabında şöyle diyor: “Allah bir zamanlar Cengiz, Hülagü ve Timurlenk’in eliyle hırpaladığı ve ikaz ettiği İslam alemini bugün de Batılılar vasıtasıyla hırpalayıp ikaz etmektedir...” Gülaltay, Fethullah Cengiz, Hülagû ve Timurlenk’e karşı olmasını bu hükümdarların Bahaîlerin önemli önderlerini öldürmüş olmasına bağlıyor. Cengiz Han’ın oğlu Hülagû, Hasan Sabbah’ı; Timurlenk’in oğlu Miranşah ise Fazlullah’ı öldürmüştü. “Dönmezem” ve “mum gibi yanıp erimek”: Bu kelimeleri de Fethullah sık sık kullanmaktadır. Örneğin: “Çevresinde kol gezen tehlikelere aldırmadan, yüce derslerine devam eden ve hakkında bayağıların bayağısı hükümler kesilip biçilirken. ‘Hançer ile yüreğimi yar! Senden dönmezem’ diyerek hakikati haykıran büyük muzdariplerin ‘Evet hep böyle ızdırap gören ızdırap düşünen ve bir mum gibi yana yana eriyip giden, bu yüce kametlerin arkasında yürüyenler hiçbir zaman aldanmadılar ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramadılar.’” Tahran Kalesi’nde infaz edilmeden önce “Dönmezem” diye bağıran Bahaîlerin ünlü kadın kahramanı Kurretül-Ayn’dır. O dönem Bahaîlere yapılan işkenceler arasında en yaygın olanı da vücutları hançerle yarıp içlerine mumlar sokulmasıydı. Fetret Devri ve Rönesans: Fetret devri derken kastedilen Bahailerin yaşadığı uzun sürgün dönemidir. Yeniden diriliş ise Bahaîlerin öğretilerini tüm dünyaya kabul ettirmeleri demektir. Örneğin: “Bu ise uzun bir fetretten sonra, bu mazlumlar ülkesinin yeniden dirilişi ve “Rönesansı” demektir. Kimbilir, belki o zaman batmak üzere olan dün-yanın diğer kesiminin elinden tutup kaldırma fırsatı doğar.” Kendini peygamber gören Gülen Bahaîlerin bir başka propagandası şeyhlerinin peygamber olduğudur. Bahai şeyhleri kendi peygamberlikleri altında tüm dünya dinlerini bir arada toplanmaya çağırırlar. Gülaltay, Fethullah’ın kimi yazılarında satır aralarında kendi peygamberliğini nasıl savunduğunu göstermektedir: “Allah, elbette insanları da peygambersiz bırakmayacaktır.” “İnsanlar, akıllarıyla kainatta cereyan eden hadiselere bakıp, Allah’ı bulsalar bile yaratılışlarındaki gaye ve hikmeti, nereden gelip, nereye gittiklerini ve ibadetlerinin keyfiyetlerini peygambersiz bilemezler.” “Hilafete giden yol herkese açıktır.” “Hak için halkın temsilcisi demek, peygamber mesleğine talip olmak ve onu temsil etmek demektir. Onu yapabilmek için de peygamberane aşk, şevk, gayret, azim, cehd ve irade gerekir.” Fethullah görüldüğü gibi yeni peygamberlere ihtiyaç olduğunu ve Allah’ın insanları peygambersiz bırakmayacağını söylüyor. Halbuki İslam inancına göre Hz. Muhammed son peygamberdir. Yalnızca bu bile Gülaltay’a göre Fethullahçılığın İslamdışı olduğunun bir kanıtıdır ve bu propagandanın bir sonraki aşaması Fethullah’ın kendisini Mesih ilan etmesi olacaktır. Fethullah’ın Amerikancılığının Bahailikteki kaynağı Gülaltay, kitabın sonuna doğru Fethullah’ın gerçek amacının dünya çapında bir Bahaî imparatorluğu kurmak olduğunu ortaya koyuyor. Gülaltay, Avustralya’dan Afrika’ya Asya’dan Amerika’ya milyonlarca Bahaînin bulunduğunu söylüyor. Bahai imparatorluğunun işlevi dünya çapında ABD’yi iktidara getirmek olacaktır. Zaten, Bahailiğin ortak dili de İngilizce olacaktır. Gülaltay’a göre ABD’de bugün 20 milyon Bahaî yaşıyor ve Bahailerin etkinliği oldukça önemli. Zaten Bahailerin kullandığı ev-mabetlerin kubbeleri de Beyaz Saray’ın kubbesine benziyor. Fethullah’ın Orta Asya’daki misyonu da bu şekilde ortaya çıkıyor. Gülaltay’a göre Bahailer dünya çapındaki iktidarlarında İngilizce’yi resmi dil olarakilan edeceklerdir. Fethullah’ın okullarının tümünde İngilizcenin öğretilmesinin nedeni olarak bunu gösteriyor. Üstelik Fethullah’ın en etkin olduğu Türk Cumhuriyetlerinden olan Yakutistan’ın durumunu da Gülaltay’dan öğreniyoruz. Bu ülkedeki Fethullahçı proje sonunda başarıya ulaşmıştır. Yakutistan’ın resmi dili İngilizce olarak ilan edilmiştir. Gülaltay, Fethullah Gülen tehlikesinin uluslararası çapta olduğunu bu şekilde olduğunu ortaya koyduktan sonra kitabında tüm Türk milletini uyarıyor ve Fethullah tehlikesi hakkında Devlet üzerine düşeni yapmazsa görevin Kuvayı Milliyeci Atatürkçülere düşeceğini söylüyor: “Atatürk ve Kuvayı Milliyeci yiğitlerin kurduğu devlet, hiçbir zaman sarsılmayacak, bu sarp kale, tunçtan yığınlar halinde omuz omuza yürüyen Türk gençliğinin sırtında, ulaşılmaz bir kartal yuvası olarak ebediyete kadar var olacaktır.” |
|
|
|
|
|
#2 |
|
SİTE KURUCUSU
![]() |
Kanaltürk televizyonunda, Merdan Yanardağ'ın sunduğu ''Yolsuzluk ve Yoksulluk'' adlı programa katılan Nurettin Veren, ''Cumhuriyet savcılarının anlatacaklarımı ihbar kabul etmesini istiyorum. Bu davanın tanığı da sanığı da olmaya hazırım'' dedi. Fethullah Gülen 'in 25 yıl boyunca başyaverliği ve kuryeliğini yaptığını belirten Nurettin Veren, ''gizli bir örgüt'' olarak nitelendirdiği ''Fethullahçılar'' ın içyüzünü anlattı. Veren, ''Biz 12 kişi hayır için yola çıktık ancak örgütlenmenin devleti içten ele geçirme planı olduğunu anlayınca aforoz edildim. Gülen beni öldürtmek istedi'' dedi. Nurettin Veren devam ediyor;
''Biz 1970 yılında 12 insan yoksul öğrencilerin okutulması ve hayır işleri için yemin ederek yola çıktık. Yıllar boyunca bu dava uğruna hasır üzerinde oturdum. Küçük hayırlarla büyük finanslar elde ettik. Kaydı olmayan yardımlar Fethullah'a teslim edildi. Büyük ekonomik güce ulaşınca 1993'te harekete geçildi. Bir cami nasıl milletin parasıyla yapıldıysa Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonu da aynen öyle yapıldı. Ancak Zaman gazetesi 20 yıl boyunca banka reklamı almadı. Çünkü Fethullah banka reklamı gibi, kola içmeyi, kot giymeyi de haram kılmıştı. Sonradan Asya Finans'ı kurdum. Gazetesine banka reklamı almayan Gülen daha sonra Bank Asya'yı kurdurdu. Gülen Müslümanlara takıyye yapıyor.'' Nurettin Veren, Fethullahçı örgütlenmenin 7.5 milyar dolarlık ekonomik güce ulaştığını, Türkiye'de dershaneye giden 4 çocuktan üçünün tarikatın eline düştüğüne dikkat çekti. Veren, ailelere, ''Çocuklarınızı terörden kurtarmak isterken Fethullah örgütüne teslim ediyorsunuz. Uyanın, gerçeği görün'' diye uyarıda bulundu. Gülen'in bütün şirketlerinin adını kendisinin koyduğunu belirten Veren, ''Ama bunun belgesini bulamazsınız. Çünkü hiçbir illegal örgütün belgesi olmaz'' dedi. Türbanı biz başlattık Nurettin Veren, Türkiye'de önemli bir sorun haline gelen türbanın Fethullah Gülen'in talimatıyla bir furyaya dönüştürüldüğünü ifade ederken şöyle konuştu: ''Gülen'in talimatıyla birçok arkadaşımız 50 yaşına kadar evlenmedi. 1970'lerde ve 1980'lerde Türkiye'de türban diye bir sorun yoktu. Bunu topluma biz enjekte ettik. Gülen, evli müritlerin eşlerini burunlarından topuklarına kadar kapatmalarını istedi. 'Siz başlatın gerisi gelir' dedi. Kadınlarımız da siyah gözlükler ve eldivenler taktı. Ben de eşimi öyle giydirdim. Toplum kamplara bölündü. Sonra da bu örgütlenme fark edilince cemaate, 'Başı açık kadınlarla evlenin' dedi. Bu yüzden cemaat içindeki başı kapalı kadınlar dul kaldı!'' Gülen'in kendisini insanüstü, ileriyi gören, her şeyi önceden bilen bir canlı olarak tanıttığını belirten Veren, ''Kendisi 1941 doğumlu olmasına karşın Atatürk öldükten sonra, 1938'de doğduğunu söyler ve kurtarıcı olduğunu ima etmeye çalışırdı. Ancak tasavvuf ve gönül adamı, bir Mevlana ve Yunus Emre gibi takdim edilen bir insanın bugün Irak'ta 400 bin Müslümanın ölümüne yol açan Amerika'da ne işi var? Siz hiç 137 dönümlük arazide 8 villa içinde 100 hizmetkârla yaşayan bir Yunus Emre gördünüz mü'' diye sordu. Beni öldürtmek istedi Gülen'in gerçek amacının kilit noktalarda kadrolaşarak devleti ele geçirmek olduğunu belirten Veren, bu planı anladıktan sonra ikazlarda bulunduğunu, bu yüzden aforoz edildiğini anlattı. Veren şöyle konuştu: ''1995'te fikren ve kalben koptuk. Hayır için yola çıkmıştık ama örgüt çatısı içinde kullanıldık. Gördük ki çatal bıçak için kurulan bir fabrika, silah fabrikasına dönüşüyor. Devleti içten ele geçirecek bir plan olduğunu sonradan anladık. Tepki koyduk, ikaz edilince dış görevlere gönderildik. ABD'de 30 gün birlikte kaldık. 50 kişinin önünde beni öldürtmeye kalktı. Bu hücum ve cinnet karşısında canımı zor kurtardım. Gülen, 'FBI ve CIA'yı arayın, bu adamı öldürtün' dedi. Sonra Türk devletinin görevlendirdiği polise 'Silahını çek vur bunu' diye bağırdı. İnsanlar itaat etmeyince şömine demiriyle üzerime hücum etti. Sonra New York'ta gece yarısı sokağa atıldım.'' Gülen'in gerçek amacının dünyayı yönetmek olduğunu ve ''hastalık yalanıyla ABD'ye kaçtığını'' belirten Veren, sözlerini ağlayarak ve Atatürk'e övgüler dizerek şöyle tamamladı: ''Gülen, Türkiye'deki örgütlenmesinin 2000 yılında kendini amorti ettiğini söyledi. Yetiştirdiği vali, emniyet müdürü, kaymakam ve komutanlar var. Cumhuriyet gazetesi, 'Tehlikenin farkında mısınız?' diyor. Evet bu örgütlenme bir işgaldir, ihanet şebekesidir. Yargıtay'a yönelik saldırıda birçok insan bir kare fotoğrafta göründü diye zanlı oldu. Elimde yüzlerce fotoğraf ve belge var. Savcıları göreve çağırıyorum. Kimse bir şey yapmıyorsa demek ki Fethullah'ın dokunulmazlığı var.'' |
|
|
|
|
|
#3 |
|
SİTE KURUCUSU
![]() |
Fethullah Gülen’in yazdığı ve Işık Evlerinde uygulanan “18 maddelik prosedürü” ve “yemin metnini” açıklıyorum:
1.Finansman kaynaklarının tekele verilmesi, şahsi tasarruflar yapılmaması; 2.Finansman kaynaklarının derneğe verilmesi; 3.Lüksten kaçınmak, israf yapmamak; 4.Dershanelere nezaret eden arkadaşlar, evde kalanlara her türlü adap ve edep kaidelerini öğretecek; 5.Şahsi işlerimizi dahi görüşüp kararın varıldığı istikamette işleri yapmak; 6.Dahilde ve hariçte kim vazifelendirilirse o vazifeye o gidecek, başkası o işe karışmayacak; 7.Herkesin nereye, ne zaman gideceği bir sisteme bağlı olarak yürütülecek (dışarıya gitmeler, içteki ziyaretler) ; 8.Kusurlarını birbirine hatırlatmak için kardeş edinme; 9.Bu kadroyu etrafa empoze etme, kuvvet kazandırma, çok kuvvetlı gösterme (içte ve dışta olacak) ; 10.Arkadaşların birbirlerini kabul ettirmesi ve ittifak ettikleri o mevzuda aynı şeyleri söylemesi; 11.On beş günde bir, bir araya gelip arıza ve pürüzlere bakılması (pazar günü ikindi-akşam arası) ; 12.Bilumum dışarıya giden arkadaşların tenkidinin 15 günlük toplantıda görüşülmesi; 13.Acil durumlarda o mevzu ile alakalı olan arkadaş toplantı gününü beklemeksizin Hocaefendi’ye duyurabilir; 14.Şeriat fikrinin müdafii olma, Risale-i Nur ve Üstadı şeria- ta muvafık şekliyle arzetme, Tesbihat ve evrad-ı ezkara ehemmiyet verme, bunların büyüklüğünü anlatma; 15.Karara bağlanan bir şeyin hiçbir zaman aleyhinde bulunmama (ima ihsas yoluyla dahi olsa). Aksine fikir olursa hakk-ı hayat tanımama; 16.Her arkadaşın resmi, gayriresmi bir işinin olmasına ihtima; 17.İstişareden sonra fikir beyan etmeme, alınan kararları infaz etme. İstişareyi kimlerle yapacağını bitme (Ashab-ı rey); 18.Kendi kardeşlerimize hakta öncelik tanıma. Bir kardeşin aleyhinde söylenecek söz vs’de onu müdaafa, söyleyeni de toplu olarak istintaka tutma, şiddetle bu iftirayı reddetme. Not: Bu şartlardan birine riayet etmeyen kendi kendini azletmiş olacak, talebe durumuna düşecek. Bu kadro evdekilerden ve halktan gizli tutulacak, kimse bilmeyecek.” Alıntıdır.. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
SİTE KURUCUSU
![]() |
önce şunu söylemek istiyorum her söylenene inanmak bence ya o konu hakkında bilgi eksikliğinden yada art niyetlilikten kaynaklanıyor.Yani bir adama çıksa Atatürk şöyleydi böyleydi derse O'na inanmak biraz ahmaklık olmaz mı?
Ben hiç kimseyi körükörüne savunamam ama; Fethullah Gülen hakkında ortaya atılan fikirler o kadar uçuk ve mantıksız ki...Yani nasıl bu kadar büyüyen bir cemaat hakkında kimsenin elinde belge olmaz.İnan ki okullar ve dersaneler hakkında milli eğitimin elinde sayısız belge,(ben şahsen birçok olaya tanık oldum) cemaatle ilişkisi olanlar hakkında hem mit hem TSK istihbaratının elinde sayısız belge var.Yani eğer ülke bir tehlike içerisindeyese müdahale edecek kurumların elinde yeterince belge var. Hatta geçen sene Akşam gazetesi cemaat hakkında çok kapsamlı ondan önceki sene Hürriyet ve sabah gazetleri çok kapmsamlı yazı dizileri yayınladı bunların elinde nasıl belge oluyor. *Devleti ele geçirme planlar: Nasıl sosyal yaşantıda gruplaşma varsa devlet içinde de gruplaşma vardır.Ama bunlar devleti bölecek boyutta değildir.Ama bu ülkenin istikbali için çok tehlikelidir Türkiye'yi 50 yıl geriye götüren sağcı-solcu gibi saçma sapan bir gruplaşmanın başka bir boyutu günümüzde tarikatçılık-laikçilik şeklinde gerçekleşiyor.Gerçek düşmanlarımız aynı ülkeyi paylaştığımız kardeşlerimiz mi yoksa bizi kardeş katili yapmaya çalışanlar mı? Devlet içeriside(emniyet,milli eğitim vs...) birçok Fethullah Gülen sempatizanı vardır bu bence çok doğal yani onun görüşlerini(sadece dini siyasi hiçbir düşüncesi veya sözü yoktur varsa gösterin) benimseyen insanlar olması çok doğal birşey.Ama bunların devleti bölmesi çok komik bir düşünce bir kişinin düşüncelerine saygı ve sevgi duymak devleti bölecekse ortada devlet diye bir şey kalmaz.Bu kişilerin yönlendirilmesi ise imkansız bir olay eğer varsa böyle birşey bu kişiler ahmak veya zombi veya robot değiller denileni yapsınlar. Türban konusu: Türbanı bu ülkeye siyasi bir obje gibi gösteren Necmettin Erbakandır.Bu adamın ülkemize ve dinimize yaptığı kötülüğü kimse yapmamıştır.Onunla karıştırmamak lazım.Valla tanıdığım onlarca insan var hiçbiri aşırı söylenildiği gibi çarşaf kara eldiven gibi kapanmıyor sadece dinin gerektirdiği gibi bir kapanma var.Bu adam gerçek tarikatçılar ve irticacılar ile Gülen cemaatini karıştırarak ortalığı gereksiz yere germek. Amerika'da neden yaşıyor: Bunu defalarca söyledim bir kişi hastalığı nedeniyle amerikaya giderse vatan haini mi olur ya da orada yaşarsa vatan haini mi olur.O zaman amerikada yaşayan çeşitli sebeplerden dolayı(hastalık, iş vs..)onca kişi de mi vatan haini bilemiyorum.Neden Türkiye'de tedavi görmüyor.Eğer Fethullah Gülen Türkiye'de yokken bu kadar üstüne gidiliyorsa Türkiye'ye gelse kimbilir ne kadar üstüne gidilir.Adamın -zorunlu olarak- ABD'de yaşamasının tek nedeni kendine yapılacak saldırıları en aza indirmek ve kendi yüzünden cemaate gelecek zararları engellemek.... Nurettin veren kendisi ile çelişiyor konun başında illegal bir örgütün belgesi olmaz diyor ama sonunda elimizde yüzlerde belge ve fotoğraf var diyor.Eğer elinde bu kadar belge varsa düzgünce çıkar suç duyurusunda bulunursun bu ülkede mahkeme,yargı var gerekenler yapılır bu işler TV programları ile olmaz ki geçmişte Fethullah Gülen hakkında sayısız dava açıldı ve hepsinden mahsum olduğu siyasi bir oluşum olmadığı ve sadece ve sadece kişinin yazdıkları söyledikleri din hakkında olduğu bunların suç olmadığı ispatlanmıştır..... Eğer her söylenene inanıyorsanız bunlara da inanmanız gerekir: 1998 tarihli yazısında Fethullah Gülen'in Türkçe konusunda ifade ettiği sözleri şöyle aktarıyor: *Türkçe'yi Şeyh Galip gibi, Necip Fazıl gibi kullanmayı arzu ederdim. Başaramadım, fakat iyi kullanana da hep hayranlık duydum. Ama şimdi dilimizi Petersburg'daki, Moskova'daki çocukların kullandığını görünce sevincimden hıçkıra hıçkıra ağılıyorum. Diyorum ki, (Benim milletimin dili, dünya dili olma yolunda. Yeni şeyler ilave edilerek zenginleşecek. Asya'nın kültürü ile Asya'daki dil zenginlikleri ile bizim dilimizin zenginliği buluşacak. "Türkçe'yi acaba nasıl bir dünya dili yaparız, dünyanın her tarafında nasıl konuşulur hale getiririz, kendi kültürümüzü dünyaya nasıl tanıtırız, güçlü bir millet olduğumuzu insanlara nasıl anlatır, tanıtırız" mülahazaları içinde hep teşvik ediyorum, etmeye de devam edeceğim. Bu sözler tarafsız bir gazeteden alınmış(akşam gazetesi) bunları söyleyen bir kişi nasıl vatan haini olur sorarım? **Fethullah Gülen, AB reformları içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tarihi rolünün unutulmaması gerektiğini belirterek ordunun Atatürk'ün gösterdiği "muasır medeniyet" hedefinin en önemli temsilcisi olduğunu söyledi. Belçika'nın başkenti Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu binasında gerçekleştirilen 8. Abant Platformu dolayısıyla bir mesaj yayımlayan Gülen, en kritik ve tarihi dönemeçte Mustafa Kemal Atatürk'ün tercihini millet iradesinin ifadesi olan "Cumhuriyet"ten yana koyduğunu hatırlatarak, "Bu tercih, milli varlığımızın, yönetim biçimine dönüşmesi manasına geldiği gibi, muasır medeniyet hedefine doğru atılan tarihi bir adımdır. İşte bu adım bugün yeni bir ufka ermiştir." dedi. Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce tarafından okunan mesajda, Atatürk'ün gösterdiği 'muasır medeniyet' hedefinin bugün AB vesilesiyle yeni bir noktaya geldiğini ifade eden Gülen, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana bu yolda herkesin kendine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini belirterek, şöyle dedi: "Önceki hükümetlerle başlayan, şimdiki hükümetle zirveye ulaşan AB reformları içinde hemen her kurum ve kuruluşun gayreti takdire şayandır. Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tarihi rolü unutulmamalıdır. Zira AB yolunda en büyük engelin ordumuz olduğuna dair çıkartılan söylentileri fiilen tekzip eden TSK bir kere daha göstermiştir ki bu tarihi kurum, Atatürk'ün gösterdiği 'muasır medeniyet' hedefinin hala en önemli temsilcisidir." bu sözleri söyleyen bir kişi nasıl atatürk veya ordu veya vatan veya millet veya türk düşmanı haini olabilir.Ben anlamadım anlayan söylesin... Ben lafı fazla uzattım eğer bu konuda bir yere varacaksak bence -daha öcede dediğim gibi- soru cevap yoluyla ancak çözüme ulaşırız. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
SİTE KURUCUSU
![]() |
Bir ideoloji dahi olmaktan uzak Kemalizmin sözde ideologlarinin pusulalari mezara dönükken ve mezardaki himmet eylemede caresizken,isaret parmaklari ars-i alayi isaret eden atli süvarilerin NAL ve MIH'larini toplamaya layik olduklarina bir kez daha sahit oluyoruz.
Vaiz Fethullah Gülen'in ne oldugunu(daha dogrusu ne olabilecegini) düsünmekten biktim fakat Saidi Nursi'nin ölünceye kadar TC Nüfus Cüzdani almadigini,böyle bir devleti tanimayan protesto eylemiyle ömrünü sonlandirdigini bizzat canli tanigindan sahsen dinlemisken Cakallik yapip TCsever oldugunu iddia etmek ya bilmemezlikle yada kahrolasi siyasi takiyyecilikle ilintilendirilebilir. Hitler avatarciligindan sonra Bozkurta Cakal Avatarciligini kondurabilen zihniyet ile Dönme Fasizminin mücadelesini TC sahnesinde kahvemi yudumlayarak keyifle izliyorken,tarihte kayboldugu yerden kopup dörtnala gelen Süvari'nin Tanyeri agarirken soframiza misafir olmasini sevinc cigligi ile karsiladim. Allah'in Türke bagisladigi Anadolu cografyasinda Diyalogcu Uzlasmacilar ile Dönme Fasizminin mücadelesinden bikanlar icin Süvarinin ayak izlerini takip ediniz derim. Ey Rabbim,kafirler ile münafiklari birbirine KIRDIR ve yalniz sana tapanlarin gönüllerine zafer sancagini dik. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) |
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| XP hakkında kolaylıklar | @lemci | Püf Noktalar | 8 | 07-01-2006 12:04 AM |