ÖLÜRÜM YOLUNA  

Geri git   ÖLÜRÜM YOLUNA > BİLGİ BECERİ VE GENEL KONULAR > Dini Konular

Dini Konular Din hakkındaki yazıları burada bulabilir paylaşabilirsiniz.

Hadis'i Şerifler Bölümü(Binlerce Hadis )

Dini Konular icinde Hadis'i Şerifler Bölümü(Binlerce Hadis ) konusu , KITÂL VE GAZVE AHKÂMI 1020) Büreyde RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir ordunun veya seriyyenin başına komutan tayin ettiği zaman, -has*saten komutana- Allah’a karşı muttaki olmasını, beraberindeki Müslümanlara da hayır tavsiye ...

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 12-14-2006, 11:41 AM   #101
ѕєиι ѕєνιуσяυм...
 
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13.203
Teşekkürleri: 0
0 mesajına 0 kere teşekkür edildi.
İtibar Gücü: 500 HaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud of
Standart KitÂl Ve Gazve AhkÂmi

KITÂL VE GAZVE AHKÂMI

1020) Büreyde RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir ordunun veya seriyyenin başına komutan tayin ettiği zaman, -has*saten komutana- Allah’a karşı muttaki olmasını, beraberindeki Müslümanlara da hayır tavsiye eder ve sonra şunları söylerdi:

“Allah’ın adıyla ve Allah’ın rızası için savaşın. Allah’ı inkâr eden kâfirlerle çarpışın. Gazâ edin fakat ganimete hıyanet etmeyin, haksızlıkda bulunmayın, ölülerin vücudlarına sataşıp burun ve kulaklarını kesmeyin, (önünüze çıkan) çocuk*ları öldürmeyin!

Müşrik düşmanlarla karşılaşınca onları önce üç şeyden birine çağır: Bunlardan birine cevap verirlerse onlardan bunu kabul et ve artık dokunma!

Önce İslâm dâvet et. İcâbet ederlerse hemen kabul et ve elini onlardan çek. Sonra onları yurtlarından muhâcirler diyarına hicrete dâvet et.Ve onlara haber ver ki, eğer bunu yapacak olurlarsa Muhcacirler‚ va’dedilen bütün mükâfaat ve vecibeler aynen onlara da terettüp edecektir. Hicretten imtina edecek olurlarsa bilsinler ki, Müslüman bedevîler hükmündedirler ve Allah’ın mü’minler üzerine câri olan hükmü onlara icra edilecektir; ganimet ve fey’den kendilerine hiçbir pay ayrılmayacaktır. Müslümanlara birlikte cihâda katılırlarsa o hariç, (o zaman ganimete iştirak ederler.)

Bu şartlarda Müslüman olma teklifini kabul etmezlerse, onlardan cizye iste, müsbet cevap verirlerse hemen kabul et ve onları serbest bırak.

Budan da imtina ederlerse, onlara karşı Allah’tan yardım dile ve onlarla savaş. Bu durumda bir kale ahâlisini muhâ*sara ettiğinde onlar senden Allah ve Resûlü’nün ahd ve emânını talep ederlerse kabul etme: onlar için, kendine ve as*hâbına ait bir emân tanı. Zira sizin kendi ahdinizi veya arkadaşlarınızın ahdini bozmanız, Allah’ın ve Resûlü’nün ahdini bozmaktan ehvendir.

Eğer bir kale ahalisini kuşattığında onlar, senden Allah’ın hükmünü tatbik etmeni isterlerse sakın onlara Al*lah’ın hükmünü tatbik etme, lakinkendi hükmünü tatbik et. Zira Allah’ın onlar hakkındaki hükmüne isâbet edip etme*yeceğini bilemezsin.”

Müslim, Cihâd 3, (1731); Tirmizî, Siyer 48, (1617), Diyât,14, (1408); Ebu Dâvud, Cihâd 90, (2612, 2613).



1021) Abdullah İbnu Avn anlatıyor: “Nâfı’ye yazarak savaştan önce (müşrikleri İslâm’a) davet etme hususunda sor*dum. Şu cevabı verdi: “Bu İslâm’ın başında idi. Resûlullah AS Benî Müstalik’e ani baskın yaptı. Adamları gâfıldi, hayvanları su kenarında sulanmakta idi. Savaşabilecekleri öldürdü, kadın ve çocuklarını da esir etti. O gün Cüveyriye (RA) validemizi esir almıştı.

Bunu bana Abdullah İbnu Ömer RA rivayet etti. Abdullah bu orduya asker olarak katılmıştı.”

Buharî, Itk 13; Müslim, Cihâd 1, (1730); Ebu Dâvud, Cihâd 100, (2633).



1022) Ebu Mûsa RA anlatıyor: Resûlullah AS ashâbından birini herhangi bir iş için gönderince şu tenbihte bulu*nurdu; “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.”

Müslim, Cihâd, (1732).



1023) Semure İbnu Cündeb RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın.”

Ebu Dâvud, Cihâd 121, (2670); Tirmizî, Siyer 28, ( 1583).



1024) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ın katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Resûlullah AS bunun üzerine kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı.”

Buharî, Cihâd 147,148; Müslim, Gihâd 24, (1744); Muvatta 3, (2, 447); Tirmizî, Gihâd 19, (1569); Ebu Dâvud, Gihâd 34, (1667); İbnu Mâce, 30, (2841).



1025) Nu’mân İbnu Mukarrin. RA anlatıyor: “Resûlullah AS ile birçok gazvelere katıldım. (Şunu gördüm): Resûlullah AS, şafak sökünce, güneş doğuncaya kadar mukâteleyi durdururdu. Güneş doğunca öğle vaktine kadar tekrar mukâteleye geçerdi. Tam öğle vaktinde mukâteleyi durdurur, güneş batıya meyledinceye kadar ara verirdi. Meyledince, ikindi vaktine kadar mukâtele eder, ikindi vaktinde ikindi namazını kılıncaya kadar ara verir, sonra tekrar mukateleye geçerdi. (Ashab) derdi ki: “Bu vakitte (yani güneşin zevali vaktinde) yardım rüzgârları eser, mü’minler namazlarında orduları için dua ederler.”

Tirmizî, Siyer 46, (1612); Ebu Dâvud, Cihâd 111, (2655); Buharî, Cizye 1.



1026) Hz. Enes RA: “Resûlullah AS, sabah vakti baskın yapardı. (Yaklaştığı yerleşim bölgesine) kulak kabartır, (ezan okunup okunmadığını kontrol eder) ezan sesi işitecek olursa durur, işitmezse saldırıya geçerdi.”

Müslim, Salât 9, (382). Tirmizî, (Siyer 48, (1618); Ebu Dâvud, Cihâd 100, (2634).



1027) İsâm el-Müzenî RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir ordu veya seriyye yola çıkardığı zaman, askerlere şunu tenbihlerdi: “Bir mecsid görür veya müezzini işitirseniz, orada kimseyi öldürmeyin.”

Ebu Dâvud, Cihâd 100, (2635); Tirmizî, Siyer 2, (1549).



1028) El-Hâriss İbnu Müslim İbni’l-.Hâris babasından Müslim İbnü’l-Hâris RA]’den naklediyor: Resûlullah AS bizi bir seriyye ile gazveye gönderdi. Baskın mahalline vardığımız zaman, atını hızlandırdım ve arkadaşlarımı geçtim. Köy halkı beni imdât çığlıklarıyla karşıladı. Ben onlara: Lâilâhe illallah deyip kendinizi koruyun dedim. Öyle yaptılar. Arkadaşlarım beni bu davranışım sebebiyle “Ganimeti bize haram ettin” diyerek ayıpladılar. Resûlullah AS’ın yanına dönünce, yaptığımı ona haber verdiler. Resûlullah AS beni çağırttı. Yanına varınca davranışımdan dolayı takdir etti ve: “Bilesin, Allah (celle celaluhu) senin için, o kurtardığın insanlardan her birisi sebebiyle şu kadar sevab yazmıştır” buyurdu. Sonra Resûlullah AS bana: “Sana kendimden sonra bir tavsiye yazacağım”dedi ve ya*zıp, üzerini mühürleyip bana verdi.”

Ebu Dâvud Edeb 110, (5080).



1029) Cündeb İbnu Mekîs RA anlatıyor: “Resûlullah AS benim de katıldığım bir seriyye gönderdi. Orduya Benu’l-Mülevvah kabilesine baskın yapılması talimâtını verdi. Yola çıktık. Kedîd nâm mevkiye geldiğimiz zaman el-Hâris İbnu’l-Bersâ el-Leysî ile karşılaştık. Onu yakaladık. Bize:

“- Ben Müslüman olmak arzusuyla geliyordum. Memleketten de Resûlullah ( AS)’a gitmek düşüncesiyle ayrılmıştım” dedi. Kendisine:

“- Eğer Müslümansan bizim sana bir gün bir gecelik bağımız zarar vermez, dediğin gibi değilsen sana karşı tedbirimizi tam yapmış oluruz” dedik ve bağlarını daha bir sıkıladık.”

Ebu Dâvud, İmâret 137, (1896).



1030) Ebü Said RA anlatıyor: “Resûlullah AS Benî Lihyan kabilesine bir askerî birlik göndermeye karar vermişti: “Her iki kişiden biri atılsın, sevapta ortak olacaklar” buyurdu.

Müslim, İmâret,1896.



1031) Ebu Said RA’in bu rivâyeti bir başk vecihte şöyledir: “Resûlullah AS Benî Lihyân’a bir müfreze gönderdi. (Bunu tertiplerken) şöyle demişti: “Her iki kişiden biri (orduya katılmak üzere) çıksın!”

Resûlullah AS, sonra oturanlara: “Sizden kim, gidenin ailesine ve malına iyi şekilde nezâret eder, hâmi olursa, ona gidenin sevabının yarısı eksiksiz verilir” buyurdu.

Ebu Dâvud, Cihâd 21, (2510).



1032) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Ben bir seriyyeye katılmıştım. Askerler (bir ara) bir fırarda bulundu, ben de onlar arasında idim. Oradan uzaklaşınca: “Şimdi ne yapacağız, cihaddan kaçtık, Allah’ın gazabıyla dönüyoruz” diye müzâ*kere ettik. Sonunda: “Medine’ye girelim, bizi kimse görmez” diye düşündük.

Ancak Medine’ye varınca: “Resûlullah AS’a gidip, kendimizi arzederek, bizim için bir tevbe imkânı varsa onu ye*rine getirsek, yoksa geri gitsek” diye kararlaştırdık. Resûlullah AS’a uğrayıp “Biz firârîleriz!” dedik. Bize yaklaşarak:

“ -Hayır siz, firârîler değil, savaşa tekrar dönmek üzere manevra yapmış kişilersiniz” buyurdu. Kendisine yaklaştık, mübarek ellerinden öptük. Bize: “Ben Müslümanların ilticâgâhıyım” dedi.”

Ebu Dâvud, Cihâd 106 (2647); Tirmizî, Cihâd 36, (1716)].



1033) Necdet İbnu Âmir el-Harûrî’den rivâyet edildiğine göre, İbnu Abbâs RA’a yazarak beş haslet hakkında sor*muştur.

- Resûlullah AS gazveye çıkarken kadınları da alır mıydı?

- Kadınlara ganimetten pay ayırır mıydı?

- Savaş sırasında çocukları öldürür müydü?

- Yetimin yetimliği ne zaman kalkar?

- Hums (ganimetin beşte biri) kimler içindi?

(Râvilerden Yezîd İbnu Hürmüz der ki İbnu Abbâs RA, (mektubu yazarken şöyle) dedi: “Bir ilmi gizleme duru*muna düşmüş olmasaydım asla cevap vermezdim.” Sonra şu cevabı yazdı: “Bana yazıp “Resûlullah AS’ın gazveye kadınları da götürüp götürmediğini” sordun. Evet, kadınları gazveye götürürdü. Onlar yaralıları tedavi ederlerdi. Ken*dilerine de ganimetten bir şeyler verilirdi.Hisseye gelince, kadınlara belli bir hisse ayrılmazdı. Resûlullah AS gazve sırasında çocukları öldürmezdi. Öyle ise onları sen de öldürme.

Yine sen bana yazıp: “Yetimin yetimliği ne zaman kalkar?” diye soruyorsun. Kasem olsun kişi vardır, sakalı çıktığı (büluğa erdiği) halde hakkını almaktan hâlâ acizdir.Öyle ise kendisi için, başkalarının aldığının iyisinden alan kimseden yetimlik kalkar.

Yine sen bana yazıp “humstan kimlere verileceğini” soruyorsun. Ben: “Bu bize âittir” demiştim. Ancak kavmimiz bunu bize vermekten imtina etti.”

Müslim, Cihad 137, (1812); Tirmizî, Siyer 8, (1556); Ebu Dâvud, Cihâd 152, (2727 ,2728).



1034) Ümmü Atiyye (RA) anlatıyor: “Ben Resûlullah AS ile birlikte yedi ayrı gazveye çıktım. Ordugâhlarda ben geride kalır, askerlere yemek yapar, yaralıları tedavi eder, hastalara bakardım.”

Müslim, Cihâd 142, (1812).



1035) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS bizi (bir tecziye vazifesi ile Mekke’ye) gönderdi ve (Kureyş’ten iki kişinin ismini vererek): “Falanca ve falancayı yakalayabilirseniz onları ateşte yakın”dedi. (Hazırlıkları bitirip) tam Medine’den ayrılacağımız sırada (bizi çağırtarak): “Ben size falan ve falanı yakmanızı emretmiştim. (Sonra düşündüm ki) ateşle yakma cezasını vermek Allaha aittir. Onları yakalarsanız öldürün. “

Buhârî, Cihâd 149; Ebu Dâvud, Cihâd 122,(2674); Tirmizî, Siyer 20, (1571).



1036) Urve, Hz. Üsâme İbnu Zeyd RA’den naklen anlatıyor: “Resûlullah AS bana: “Übnâ’ya sabahleyin baskın yap ve yak” dedi.” Ebu Müshir’e soruldu. Übnâ nedir?

“- Evet, haklısınız dedi, bunu biz daha iyi biliriz. O, (bildiğimiz) Filistin’deki Yübnâ’dır.” Übnâ veya Yübnâ, Filistin’de, Askalân ile Ramle arasında bir yerin adıdır.”

Ebu Dâvud, Cihâd 90, (2616).



1037) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS: “Sizden iki kişi kavga edecek olursa, yüze vurmaktan kaçınsınlar” buyurdu.”

Buharî, Itk 20; Müslim Bir 117, (2613).



1038) İbnu Ya’lâ anlatıyor: “Abdurrahman İbnu Hâlid İbnu Velîd ile birlikte gazveye çıktık. Bize, düşmandan, ızban*dut gibi dört tanesini yakalayıp getirdiler.Derhal öldürülmelerini emretti ve hemen ok atılarak öldürüldüler. Bu haber Ebu Eyyub el-Ensârî RA’ye ulaştı. O şunu söyledi: “Resûlullah AS bu çeşit öldürmeyi yasakladı. Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelâl’e kasem olsun, (değil insan) bir tavuk bile olsa onu öldürücü atışlar için hedef kılmayız.” Ebu Eyyub’un bu sözü Abdurrahmân’a ulaşınca dört köle âzad etti.”

Ebu Dâvud, Cihâd 129, (2687).



1039) İbnu Mes’ud RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Öldürme hususunda insanların en iffetlisi iman ehlidir.”

Ebu Dâvud, Cihâd 120, (2666).



1040) Abdullah İbnu Yezid el-Ensârî RA der ki: “Resûlullah AS nühbâ (arsızlıkla alma) ve müsle’yi yasakladı.”

Buharî, Mezâlim 30, , Zebâih 25.



1041) İbnu Abbas RA anlatıyor: “Müşrikler,Hz. Peygamber AS ve mü’minler karşısında iki kısımdı. Ehl-i harb olan müşrikler, ki Resûlullah AS kendileriyle savaş halinde idi. Bir de ehl-i ahd yani aralarında antlaşma yapılmış olan müşrikler vardı. Onlarla savaşılmıyordu. Onlar da Resûlullah AS)’a karşı savaşmıyorlar. Ehl-i harb’ ten bir kadın hicretle geldiği zaman, Hayız olup temizleninceye kadar evlenmek üzere istetilmiyordu. Temizlenince onun nikâhlan*ması helâl oluyordu. Şayet nikâhtan önce, kadının kocası da hicret ederek gelecek olsa, kadın kendisine veriliyordu. Ehl-i harbten bir köle veya câriye hicret edecek olsa bunlar hür olur ve Muhâcirler’in bütün haklarını elde ederler.”

Sonra İbnu Abbâs RA, -Mücâhid’in rivâyetinde olduğu şekilde- Ehl-i ahd’la ilgili olarak rivâyete devam etti: “..kendileriyle antlaşma yapılmış müşriklere ait bir köle veya câriye hicret edecek olsa, bunlar da iâde edilmezlerdi, ancak değerleri ne ise o ödenirdi.” İbnu Abbâs devamla der ki: “Kureybe Bintu Ebî Umeyye Hz. Ömer’in yanında idi, boşadı. Kadınla, Muâviye İbnu Ebî Süfyân evlendi. Ümmü’1-Hakem Bintü Ebî Süfyan da Iyâz İbnu Ganem el-Fıhrî’nin nikâhı altında idi. O da bunu boşadı. Ümmü’l-Hakem’le de Abdullah İbnu Osman es-Sakafi evlendi.”

Buharî, Talâk 19.
HaSReTiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-14-2006, 11:42 AM   #102
ѕєиι ѕєνιуσяυм...
 
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13.203
Teşekkürleri: 0
0 mesajına 0 kere teşekkür edildi.
İtibar Gücü: 500 HaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud of
Standart Cİhada MÜteallİk Hadİsler

CİHADA MÜTEALLİK HADİSLER

1042) Abdullah İbnu Amr İbnu’l-Âs RA anlatıyor: “Resûlullah (aeyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah yo*lunda cihada çıkıp gazve yapan selamete erip ganimetle dönen her ordu ve her seriyye ahirette elde edeceği mükâfaatın üçte ikisine dünyada kavuşmuş olur. Hiçbir ganimet elde edemeyen, korku geçiren ve musibetlere mâruz kalan her ordu ve her seriyye ise (ahirette) tam ücrete erer. “



Müslim İmâret 153, (1906); Ebu Dâvud; Cihâd 13, (2785); Nesâî,15, (6,17,18); İbnu Mâce, Cihâd 13,(2785).



1043) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Biz bir gazvede Resûlullah AS ile beraberdik, bir ara şöyle buyurdular: “Medine’de kalan öyleleri var ki, kateddiğiniz her mesafe ve geçtiğiniz her vâdide ayrıca sizinle berabermiş gibi sevabınıza eksiksiz ortak oluyorlar. Bunlar, (cihada katılmayı cânu gönülden arzulayıp da) özürleri sebebiyle orada kalanlardır.” Bu riva*yeti Buhârî ve Ebu Dâvud, Hz. Enes RA’ten tahric etmişlerdir.

Müslim, İmâret 159, (1911).



1044) Hz. Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı işittim şöyle diyordu: “Zincirlere bağlı olarak cennete sevkedilen bir zümrenin haline Rabbimiz taccüb (hayret) etti.”

Ebu Dâvud: “Harp esiri yakalanır, zincire vurulur sonra da Müslüman olur” diyerek açıklamıştır.

Buharı, Cihâd 144; Ebu Dâvud, Cihâd 124, (2677).



1045) Yine Ebu Hüreyre RA hazretlerinin anlattığına göre, Resûlullah AS şöyle buyurmuştur: “İmam bir perdedir, onunla birlikte (düşmana karşı) savaş yapılır.”

Buhârî, Cihâd,109, Ahkâm 1; Müslim, İmâret 43, 1841), Ebu Dâvud, Cihâd 163, (2757); Nesâî, Büyû 30, (7,155).



1046) Hz. Enes RA anlatıyor: “Eslem kabilesinden bir genç: “Ey Allah’ın Resûlü! Ben gazveye katılmak istiyorum, ancak gazve için gerekli techizâtı temin edecek malım yok!” dedi. Hz. Peygamber AS:

“Öyleyse falancaya git. O hazırlık yapmıştı ama hastalandı (gelemeyecek)” dedi. Genç o adama gidip:

“- Resûlullah AS’ın sana selamı var, cihâd için hazırladığın techizâtı bana vermeni söyledi” dedi. Adam, ismen çağırarak hanımına:

“- Hanım! cihad için hazırladığım teçhizâtı şu gence ver, onlardan hiçbir şeyi alıkoyup esirgeme, Allah’a ka*sem olsun, esirgemeden her ne verirsen hakkında mübârek kılınır” dedi.”

Müslim, İmâret 134, (1894); Ebu Dâvud, Cihâd 177, (2780).



1047) Semure İbnu Cündeb RA (bir gün) dedi ki:”Emmâ ba’d, bilesiniz, Resûlullah AS atlarımıza “Allah’ın atları” diye isim verdi. Bize, korktuğmuz zaman cemaat olmamızı, savaştığımız zaman da sabırlı ve sâkin olmamızı emre*derdi.”

Ebu Dâvud, Cihâd 54, (2560).



1048) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “En hayırlı arkadaş (grubu) dört kişiliktir. En hayırlı askerî birlik dört yüz kişiliktir. En hayırlı ordu dört bin kişidir. On iki bin kişi, sayıca az diye mağlub edilemez.”

Ebu Dâvud, Cihâd 89, (2611); Tirmizî, Siyer 7, (1555); İbnu Mâce, Cihâd 25, (2827).



1049) Ebu Talha RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir kavme galebe çalınca, (evler arasındaki) boş bir arsada üç gece ikâmet ederdi.”

Buharî, Cihad 185, Megâzî 7; Müslim, Cennet 78, (2875); Tirmizî, Siyer 3, (1551); Ebu Dâvüd, Cihâd 131, (2695).



1050) İmrân İbnu’l-Husayn RA anlatıyor: “Sakif, Benî Ukayl’in müttefiki idi. Sakîfliler, Resûlullah AS’ın asha*bından iki kişiyi esir ettiler. Buna mukabil Müslümanlar da Benî Ukayl’dan bir kişiyi esir ettiler, adamla birlikte Adbâ adlı deveyi de ele geçirdiler. Adam bağlı halde iken Resûlullah AS yanına geldi. Adam:

“- Ey Muhammed!” dedi. Resûlullah AS:

“ Ne istiyorsun?” diye sordu:

“- Beni niye yakaladınız, hacıları geçene (yani Adbâ’ya) niye el koydunuz?” dedi:

Resûlullah AS meseleyi büyütmek için:

“Seni müttefiklerin olan Sakifin cinayetinden dolayı yakaladım!” cevabını verdi, sonra oradan ayrılıp gitti. Adam tekrar seslenerek:

“- Ey Muhammed! Ey Muhammed” dedi. Resûlulah AS merhametli ve nezâketli idi. Adama dönerek:

“ Ne istiyorsun?” dedi. Adam:

“- Ben Müslümanım!” dedi. Resûlullah AS:

“- Sen bunu, daha önce, kendi umuruna mâlik iken söylemiş olsaydın, tamamiyle kurtulurdun” dedi ve adam*dan uzaklaştı. Adam tekrar:

“- Ey Muhammed, ey Muhammed!” diye bağırdı. Resûlullah AS geri gelerek:

“- Ne istiyorsun?” dedi. Adam:

“- Açım, doyur beni, susadım, su ver bana!” dedi. Resûlullah AS:

“- Hacetin bu mu?” dedi. Adam öbür iki kişiye mukabil fıdye yapıldı.”

Râvi İmrân sözüne şöyle devam etti: “Ensâr’dan bir kadın esir edildi.Adbâ dahi ele geçirildi. Kadın bağa vurulmuştu. Halk develerini evlerinin önünde dinlendiriyorlardı.

Bir akşam bu kadın ipten boşanarak develerin yanına geldi. Kadın deveye yaklaştı mı deve böğürüyordu. O da birini bırakıp öbürüne yaklaşıyordu. Sonunda Adbâ’ya yaklaştı. Bu böğürmedi.

Râvî der ki: “Bu pişkin bir deve idi” -bir rivayette: “O terbiyeden geçmiş bir deve idi” denmiştir. Ebu Dâvud’da: “Uy*sal bir deve” denmiştir. Kadın devenin arkasına bindi, hayvanı sürüp yola revân oldu.

Kadının kaçtığını hissettiler, arayıp taradılar, ama bulamadılar.Kadın, Allah kendisine kurtulma nasib ederse, deveyi Allah için kurban etmeyi adadı. Medine’ye gelince, halk onun kurtulduğunu görünce: “Adbâ, Resûlullah AS’ın devesi!” diye bağrıştı. Kadın:

“- Ben nezretmişim. Allah beni kurtarırsa onu kurban edeceğim diye!” dedi. Resûlullah AS’a gelip bu du*rumu haber verdiler. O:

“- Sübhânallah! Hayvancağıza ne kötü mühâfaat vermiş: Allah onu bunun üzerinde kurtarırsa o tutup bunu kesecek ha! Olacak şey mi? Hayır! Günah olan bir nezre uyulmaz, şahsen sâhip olmadığı bir şey üzerine yaptığı nezre de uymaz!” dedi.”

Müslim, Nüzür 8, (1641); Ebu Dâvud, Eymân 28, (3316).



1051) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Müşrikler, bir müşrikin cesedini parayla satın almak istediler. Resûlullah AS bunun para ile satılmasına karşı çıktı.”

Tirmizî, Cihâd 35,(1715).
HaSReTiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-14-2006, 11:42 AM   #103
ѕєиι ѕєνιуσяυм...
 
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13.203
Teşekkürleri: 0
0 mesajına 0 kere teşekkür edildi.
İtibar Gücü: 500 HaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud of
Standart Eman Ve Sulh

EMAN VE SULH

1052) Osman İbnu Ebî Hâzım, babası vasıtasıyla dedesi Sahr RA’dan rivayet ediyor: “Resûlullah AS Tâif’e karşı gazveye çıkmıştı. Sahr bunu işitir işitmez, Resûlullah AS’a imdad etmek üzere bir grup atlıyla hareket etti. Ancak, Resûlullah AS’ı fetih yapmadan geri dönmüş buldu. Sahr, o gün Allah’a yemin ederek: “Şu Kasr, Resûlullah ASın hükmüne boyun eğmedikçe kuşatmayı kaldırmayacağım” dedi ve oradan ayrılmadı. Nihâyet içeridekiler Resûlullah AS’ın hükmüne boyun eğdiler. Sahr, Resûlullah AS’a şöyle yazarak durumu bildirdi: “Emmâ ba’d: Ey Allah’ın Resûlü! Sakif senin hükmüne boyun eğmiştir. Ben, onları süvariler arasında getiriyorum.”

Resûlullah AS “Es-salâtu Câmiatun” diye nida edilmesini emretti. Kahraman (yani Sahr) için: “Rabbim, şu kahra*mana atlarını, adamlarını mübârek kıl!” diye on kere dua etti.

Derken halktan bir grup Resûlullah AS’ın yanına geldi. Muğîre İbnu Şu’be söz alıp: “Ey Allah’ın Resûlü! Sahr, halamı yakaladı. Halbuki halam Müslümanların girdiği şeye (imana) girmişti” dedi. Resûlulah AS onları çağırıp:

“- Ey Sahr, bir kavm Müslüman oldu mu, artık kanlarını da mallarını da korumuş olurlar. Muğîre’ye halasını iade et!” dedi. O da kadını ona iâde etti.

Sahr, Benî Süleym’e ait olan bir suyu Hz. Peygamber AS’den istedi. Benî Süleym, İslâm’dan kaçarak bu suyu terketmişti. Sahr: “Ey Allah’ın Resûlü, beni ve kavmimi oraya yerleştir!” dedi. Resûlullah AS: “Pekâla!” dedi ve onu oraya yerleştirdi:

Sonra Süleymîler Müslüman oldular ve Sahr’a gelip suyu kendilerine iade etmesini söylediler. Sahr, buna imtina edince Süleymîler, Resûlullah AS’a başvurdular:

“- Ey Allah’ın Resûlü, biz Müslüman olduk, suyumuzu iâde etmesi için Sahr geldik. O imtina edip vermedi” dediler. Resûlullah AS Sahr’ı çağırttı. Gelince:

“ Ey Sahr, bir kavm Müslüman olunca mallarını ve kanlarını korurlar, bunlara sularını geri ver!’’ diye emretti. Sahr:

“- Başüstüne ey Allah’ın Resûlü!” dedi.

Râvi der ki: “Ben Resûlullah AS’ın yüzünün bu sırada suyu Sahr’dan geri almaktan duyduğu haya sebebiyle genç kızın yüzü gibi kızardığını gördüm.”

Ebu Dâvud, Harâc 36, (3067).



1053) Zeyd İbnu Abdillah anlatıyor: “Biz Basra’da Mirbed denen yerde idik. Saçları dağınık, bir adam geldi, elinde kırmızı renkli bir deri parçası vardı. Kendisine: “- Köylüsün galiba.” dedik.

“- Evet!” dedi.

“- Elindeki şu deri parçasını bize ver (de ne var bir bakalım)!” dedik.

Hemen alıp içindekini okuduk. Şu yazılı idi: “Allah’ın Resûlü Muhammed’den Benî Züheyr İbnu Kays . Siz, şâyet Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet eder, namaz kılar, zekat verir, ga*nimetten beşte biri, Peygamberin hissesini ve safiyy payı’nı eda ederseniz, sizler Allah ve Resûlü’nün emânıyla emni*yette olursunuz.

Biz: “Bu mektubu size kim yazdı?” diye sorduk. “Resûlullah AS!” dedi.

Ebu Dâvud, Harac 21, (2999); Nesâî, Fey 1, (7,134).



1054) Amir İbnu Şehr RA anlatıyor: “Resûlullah AS (peygamber olarak ortaya) çıktığı zaman, Hamdân kabilesi bana: “Gidip şu adam hakkında araştırıp bize haber getirebilir misin? Şâyet bizim adımıza memnun kalırsan biz de onu kabul ederiz, şayet beğenmediğin bir husus olursa biz de reddederiz” dediler. Ben de: “Pekâla!” dedim.

Yola çıkıp Hz. Peygamber AS’in yanına kadar geldim. (Gördüm, inceledim ve) memnun kaldım. Kavmim de Müs*lüman oldu. Resûlullah AS, Ümeyr Zî Merrân’a şu mektubu yazdı.”

Râvi devamla der ki: Resûlullah AS, Mâlik İbnu Mirâre er-Rehâvî’yi Yemen’in tamamına (elçi olarak) yolladı. Akk Zû Hayvân Müslüman oldu.”

Râvi devamla der ki: “Akk’a: “Resûlullah AS’a git, köyün ve malın için kendisinden emân al” dendi. O da hemen Resûlullah AS’a geldi. Resûlullah AS kendisine şu eman mektubunu yazdı:

“Bismillahirrahmanirrahim, Allah’ın Resûlü Muhammed’den Akk Zû Hayvân’a: “Eğer arâzisinde, malında, kölesinde (İslâm’a) sadık kalırsa, kendisine emân vardır, Allah’ın ve Allah’ın Resûlü Muhammed’in garantisi vardır. Bu emânı Hâlid İbnu Saîd İbni’1-As yazdı.”

Ebu Dâvud, Harâc 27, (3027).



1055) Ka’b İbn Mâlik RA anlatıyor: “Ka’b İbnu’l-Eşref, Resûlullah AS’ın aleyhine hicviyeler düzüyor ve bunlarla Kureyş kâfırlerini, ona karşı tahrik ediyordu. Resûlullah AS Medine’ye hicretle geldiği zaman, şehrin ahalisi kozmo*politti: Bir kısmı Müslüman, bir kısmı putlara tapan müşrik, bir kısmı da Yahudi idi. Yahudiler, Resûlullah AS ve ashabına rahatsızlık veriyorlardı. Cenab-ı Hakk, Resûlü’ne AS sabır ve af emrediyordu. Allah şu âyeti onlar hakkında inzâl buyurmuş idi. (meâlen): “Hiç şüphesiz, sizden önce kitap verilenlerden ve Allah’a eş koşanlardan çok üzücü söz*ler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinizde sebat edilecek işlerdendir” (Âl-i İmrân 186).

Ka’b İbnu’l-Eşref, Hz. Peygamber AS’e ceza vermekten bir türlü vazgeçmiyordu. Sonunda Resûlullah AS Sa’d İbnu Mu’âz RA’a, onu öldürecek birini yollamasını emretti. Onu Muhammed İbnu Mesleme RA öldürdü. Ka’b öldürülünce, Yahudiler ve müşrikler çok korktular. Resûlullah AS’a gelerek: “Arkadaşımızı geceleyin kapısını çala*rak öldürdüler” dediler. Resûlullah AS onlara Ka’bu’l-Eşrefin geçmişte söylediklerini hatırlattı. Sonra da hepsini kendisiyle onlar arasında yapılacak ve (şerirlerin uyarak sıkıntıları) sona erdirecek bir antlaşma imzalamaya çağırdı. Resûlullah AS onlarla kendisi ve bütün Müslümanlar arasında muteber olacak yazılı bir antlaşma yaptı.”

Ebu Dâvud, Harâc 22, (3000).



1056) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS, Necrânlılarla iki bin takım elbise üzerine sulh yaptı. Yarısını Safer ayında, yarısını da Recep ayında Müslümanlara teslim edeceklerdi. Ayrıca gazvede kullanmak üzere âriyeten otuz zırh, otuz at, otuz deve ve her çeşit silahtan otuzar aded vereceklerdi. Müslümanlar, bunları, Yemen’de ihanetli bir harb olduğu takdirde Necranlılardan alıp kullanacaklar, sonra iâde edeceklerdi. Buna mukâbil Müslümanlar da Hıristi*yan mâbedlerini yıkmayacaklar, dinî-ilmî reislerine dokunmayacaklar, bir hâdise çıkarmayıp yahut da fâiz yemedikleri müddetçe dinlerinde rahatsız etmeyeceklerdi.”

Ebu Dâvud, Harâc 30, (3041).



1057) Ziyâd İbnu Hudeyr anlatıyor: “Hz. Ali RA buyurdu ki: “Eğer sağ kalırsam, Benî Tağlib Hıristiyanlarının eli kılınç tutanlarını öldürüp, çocuklarını esir edeceğim. Çünkü Resûlullah AS’ın onlarla yaptığı antlaşmayı elimle bizzat yazdım: “Çocuklarını Hıristiyanlaştırmayacakları” şartı vardı. “

Ebu Dâvud, Harac (30, 40).



1058) İrbâz İbnu Sâriye es-Sülemî RA anlatıyor:”Resûlullah AS’la Hayber Kalesi’ne indik. Beraberinde başka birçok Müslüman da vardı. Hayber’in sâhibi (lideri) cebbâr, mütekebbir birisi idi. Resûlullah AS’a gelerek:

“- Ey Muhammed! Sizin eşeklerimizi kesmeye, meyvelerimizi yemeye, kadınlarımızı dövmeye hakkınız mı var?” dedi. Resûlullah AS bu sözlere öfkelenerek emretti:

“Ey İbnu Avf merkebine bin ve şöyle nida et: “Haberiniz olsun, Cennet sâdece mü’minlere helâldir, namaz kılmak üzere toplanın!”

Râvi, devamla, der ki: “Cemaat toplandı. Resûlullah AS onlara namaz kıldırdı. Sonra da kalkıp şunları söyledi:

“ Sizden biri, (rahat) koltuğuna kurulup, Allah’ın sâdece şu Kur’ ân’da yazdıklarını mı haram ettiğini sanıyor? Haberiniz olsun, vallahi ben (Allah’ın yasaklarını) duyurdum, (Kur’ân’da olmayan hayırlar) emrettim, birçok şeylerden sizleri yasakladım; bunlar, Kur’ân in bir misli kadar ve belki de daha çoktur. Allah Teâla hazretleri, Ehl-i Kitab’ın evlerine izinsiz girmenizi helal kılmamıştır. Kadınları dövmenizi, borçlarını (olan cizyeyi) verdikten sonra meyvelerini yemenizi de helal kılmamıştır.”

Ebu Dâvud, Harâc 33, (3050).



1059) Cüheyneli bir adam anlatmıştır: “Resûlullah AS buyurdu ki:

“ Sizler muhtemelen bir kavimle savaşıp onlara galebe çalacaksınız. Onlar mallarıyla kendilerini ve çocukla*rını size karşı koruyacaklar. “

Said (İbnu Mansûr) rivayetinde der ki: “Sizinle belli şartlarla sulh yaparlar.” (Bu cümleden sonra Müsedded ve Saîd İbnu Mansur şu ifadede) ittifak ederler:

“..Artık onlardan (sulh sırasında belirlenenden) başka bir şey alamazsınız, zîra bu size yakışmaz.”

Ebu Dâvud, Harâc 33, (3051).



1060) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS şöyle buyurdular:

“Müslümanlar arasında, haramı helâl, helâli de harâm etmedikçe sulh câizdir.” Yine buyurdular ki: “Müslü*manlar haramı helâl, helâli de harâm etmedikçe kabul etmiş bulundukları şartlara uyarlar.”

Ebu Dâvud,Akdiye 12, (3394); Tirmizî, Ahıkâm 17, (1352).



1061) İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: Resûlullah AS Hayber Yahudilerine şunu söyledi:

“Mahsulât, sizinle bizim aramızda olmak Şartıyla sizi Allah’ın bıraktığı müddetçe yerinizde bırakıyorum. “

Resûlllah AS Hayber’e (tahminci olarak) Abdullah İbnu Revâha RA’yı gönderdi. Resûlullah AS’la Yahudiler arasında, mahsülün miktarını tahmin ve takdir işini o yapmış, neticede, onlara: “İsterseniz siz alın, isterseniz bana kal*sın”demişti. Yahudiler mahsûlün kendilerine kalmasını tercih ettiler.”

Muvatta, Müsâkat I, (2, 703).



1062) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Hayber halkı dediler ki: “Ey Muhammed, bizi bırak, burada kalalım, araziyi ıslâh edip işleyelim.” Resûlullah AS da her ekinin ve Resûlullah AS’ın uygun göreceği. her bir şeyin mahsulünün yarısı onların olmak şartıyla araziyi onlara bıraktı.

Abdullah İbnu Revâha RA, her yıl oraya gelir, miktarı tahmin eder ve yarısının karşılığını onlardan alırdı. Yahudiler, Abdullah’ı tahminde gösterdiği titizlik sebebiyle Hz. Peygamber AS’e şikâyet ettiler. Hatta bir ara (lehlerine gevşek davranması için) rüşvet vermek istediler. Abdullah onlara:

“Bana haram mı yedirmek istiyorsunuz. Vallahi ben en ziyâde sevdiğim insanın yanından geldim. Sizin topu*nuz bana maymunlar ve hınzırlardan daha menfurdur. Buna rağmen, benim size olan buğzum, size karşı âdil olmama mâni değildir.” Yahudiler, Abdullah RA’ı takdir edip:

“İşte bu adalet ve doğrulukla semâvat ve arz nizam içinde ayakta durur” dediler.

Resûlullah AS, her bir hanımına her yıl seksen vask hurma, yirmi vask arpa veriyordu. Hz. Ömer RA zamanında, Yahudiler Müslümanlara hile yaptılar İbnu Ömer RA’i bir evin damında uyurken geceleyin aşağı attılar, el ve (ayak) bileklerini çıkardılar. Hz. Ömer İbnu’l-Hattâb: “Hayber’de hissesi olan hazırlansın, aralarında taksim edelim” dedi. (Taksim edileceği zaman) reisleri:

“Bizi buradan çıkarma. Bizi Resûlullah AS ve Hz. Ebu Bekir’in yaptıkları gibi yerlerimizde bırak” dedi. Hz. Ömer RA ona: “(Kararımızda) Resûlullah AS’ın sözüne ters düştüğümüzü mü zannediyorsun?l) Bineğin seni Su*riye’ye doğru bir gün, sonra bir gün, sonra bir gün daha koşturmasına ne dersin?” diye cevap verdi.

Hz. Ömer RA, Hayber’i, Hudeybiye ashâbından Hayber Seferi’ne iştirak etmiş olanlar arasında taksim etti.

Buhârî, Megazî, 38; Ebu Dâvud, Cihâd 24, (3006).



1063) Ebu Bekir RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ın şöyle söylediğini işittim: “Kim (kendisine eman verilerek) ant*laşma yapılan bir kimseyi vakti dışında öldürürse, Allah ona ceneti haram eder.”

Ebu Dâvud, Cihâd 165, (2760); Nesâî, Kasâme 14, (8, 24).



1064) Safvân İbnu Süleym, birçok sahabi evlatlarının, babalarından yapmış oldukları rivayetlere dayanarak, Resûlullah AS’ın şöyle buyurmuş olduğunu naklediyor:

“Kim antlaşma yapılan bir kimseye zulmeder veya hakkını tenkis eder veya tâkatının fevkinde emreder veya onun rızası dışında bir şeyini alırsa,kıyamet günü aleyhine ben delil olacağım. “

Ebu Dâvud, Harâc 33, (3052).



1065) Ümmü Hânî (RA) anlatıyor: “Ben kocamın akrabalarından iki kişiye civâr (himâye) vermiştim. Resûlullah AS “Senin civar verdiğine biz de civâr verdik” buyurdu.”

Buharî, Cizye 9, Salât 4, Edeb 94; Müslim, Hayz 70, (336), Müsâfırîn 80; Muvatta, Sefer 27, (1,152); Tirmizî, İsti’zân 24, (2735); Ebu Dâvud, Salat 30, (1290); Cihad 167, (2763).



1066) İbnu Abâs RA demiştir ki: “Ahdine kim vefasızlık edip bozarsa, Allah mutlaka ona bir düşman musallat eder.”

Muvatta, Cihâd 12, (2, 449), 26 (2, 460). İmâm Mâlik bunu belâğ (senetsiz) olarak rivâyet etmiştir.
HaSReTiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-14-2006, 11:43 AM   #104
ѕєиι ѕєνιуσяυм...
 
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13.203
Teşekkürleri: 0
0 mesajına 0 kere teşekkür edildi.
İtibar Gücü: 500 HaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud of
Standart Cİzye Ve Cİzye İle İlgİlİ HÜkÜmler

CİZYE VE CİZYE İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

1067) Muâz İbnu Cebel RA anlatıyor: “Resûlullah AS, kendisini Yemen’e gönderdiği zaman, ihtilâm olan herkesten (vergi olarak) bir dinar veya -Yemen’de imal edilen bir kumaş olan meâfırî’den, bir dinara tekabül eden miktarda alma*sını emretti.”

Ebu Dâvud, Harâc 30, (3038, 3039); Tirmizî, Zekât 5, (623); Nesâî, Zekât 8, (25-26).



1068) Ca’fer İbnu Muhammed babasından naklediyor: “Ömer İbnu’1-Hattab RA Mecüsileri mevzubahis ederek: “Onlar hakında nasıl hareket etmem gerektiğini bilmiyorum” dedi. Abdurrahman İbnu AvfRA:

“Sana şehâdet ederim ben Resûlullah AS’ın şöyle şöyle dediğini işittim: “Onlara, Ehl-i Kitaba davrandığınız gibi davranın”.

Muvatta; Zekât 42 (1, 278).



1069) İbnu Şihâb der ki: “Bana ulaştı ki, “Resûlullah (AS) Bahreyn Mecusîlerinden cizye almıştır, keza Hz. Ömer RA İrân Mecûsilerinden, Hz. Osman RA da Berberîlerden cizye almıştır.”

Muvatta, Zekât 41, (1, 278).



1070) Hz. Enes RA’in anlattığına göre, Resûlullah AS Dûmetli Ükeydir’den de cizye aldı.



1071) Harb İbnu Ubeydillâh, baba tarafından dedesi Umeyr es-Sakafi RA’den nakleder: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Harâc Yahudi ve Hıristiyanlardan alınan vergidir. Müslümanlara harac yoktur. “ Bir rivayette “uşûr yoktur” bu*yurmuştur.”

Ebü Dâvud, Harâc 33, (3046-3049).



1072) İbnu Ömer RA anlatıyor: “(Babam) Ömer RA Nebat ahalisinden buğday ve zeytinyağından öşrün yarısı (yirmide bir nisbetinde) vergi alırdı. Bu davranışıyla kasdı Medine’ye bunlardan çokca gelmesini sağlamaktı. Kıntiyye (denen buğday ve arpa dışında kalan, nohut, mercimek, bakla nevinden tahıl) dan da öşür alıyordu.”

Muvatta, Zekât 46, (1, 281).



1073) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Bir yerde iki kıblenin varlığı uygun olmaz. Müslüman kimseye cizye yoktur.”

Süfyan merhum der ki: “Bunun mânası şudur: “Bir zımmî, kendisine cizye vermesi gerektikten sonra (vergisini henüz ödemeden) Müslüman olursa, artık bu vergi ondan düşer.”

Ebu Dâvud, Harâc 34, (3053); Tirmizî, Zekât 11, (633).



1074) Hz. Muâz RA demiştir ki: “Kim kendi boynuna cizye akdi yaparsa, Resûlullah AS’ın gittiği yoldan (sünnet*ten) berî olmuş olur.”



1075) Ebu’d Derdâ RA anlatıyor: “Resûlullah AS efendimiz buyurdular ki: “Kim bir arâziyi haracı ile birlikte (sa*tın) alırsa hicretinden rücü etmiş demektir. Kim de bir kâfirin boynundan zilleti kaldırıp onu kendi boynuna koyarsa İslâm’a sırtını dönmüş olur.”

Sinân İbnu Kays der ki: Hâlid İbnu Ma’dân bu hadisi benden işitince bana: “Bunu sana Şebîb mi rivayet etti?” dedi. “Evet” dedim. “Öyleyse dedi, gidince, söyle bu hadisi bana yazıp göndersin.”

Sinân İbnu Kays devamla dedi ki: “(Şebib’e) söyledim, onun için hadisi yazıverdi. Tekrar geldiğim zaman Hâlid İbnu Ma’dân kâğıdı sordu. Ben de verdim. Okuyup bu hadisi işitince sahip olduğu arâzinin hepsini terketti.”

Ebu Dâvud, Harâc 38, (3082).
HaSReTiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-14-2006, 11:43 AM   #105
ѕєиι ѕєνιуσяυм...
 
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13.203
Teşekkürleri: 0
0 mesajına 0 kere teşekkür edildi.
İtibar Gücü: 500 HaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud of
Standart Ganİmetler Ve Fey

GANİMETLER VE FEY

1076) Mücemmi’ İbnu Câriye el-Ensârî RA anlatıyor: “Resûlullah AS ile birlikte Hudeybiye sulhünde hazır bulun*duk. (Sulh yapılıp) oradan döndüğümüz zaman, halk, develerini hızlandırarak (bir yere birikmeye) başladılar. Biz hay*retle: “Bu insanlara ne oluyor, (niçin hayvanlarını hızlandırıp bir yere üşüşüyorlar?)” diye sorduk.

“Resûlullah AS’a vahiy gelmiş” dediler. Biz de, halkla birlikte harekete geçip develeri hızlandırdık. İlerle*yince Resûlullah AS’ı Kura’u’l-Gamîm denen (Mekke ile Medine arasında Usfân’ın önünde bulanan) yerde bulduk. Devesinin üzerinde duruyordu. Halk toplanınca bize süresini tilâvet buyurdular.

Askerlerden biri: “Yani bu sulh bir fetih midir?” dedi. Resûlullah AS:

“Evet!” deyip ilaveten: “Muhammed’in nefsini kudret elinde tutan Zât’a yemin ederim bu bir fetihtir” bu*yurdu. Süre-i celileyi okumaya devam eden Resûlullah AS: “Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vaadetmiştir. İman edenler için bir delil olması ve sizi doğru yola ulaştırması için bunları size hemen vermiş ve insanla*rın size uzanan ellerini önlemiştir”meâlindeki âyete kadar (Fetih 20) okudu.

(Âyet-i kerimede işâret edilen âcil ganimetle) Hayber kastediliyordu. Buradan ayrılınca Hayber’e gazveye çıktık. (Elde edilen ganimet) Hudeybiye’ye katılanlara taksim edildi. Bunlar bin beş yüz kişi idi. Bunlardan üç yüzü süvâri idi. Ganimet on sekiz hisseye ayrıldı. Süvâri olana iki, yaya olana bir hisse verildi.”

Ebu Dâvud, Cihâd 155, (2736), Harâc 24, (3015).



1077) Sehl İbnu Ebî Hasme RA anlatıyor: “Resûlullah AS Hayber’i iki kısma ayırdı: Biri vukûa gelecek hâdiseler ve kendi ihtiyacı içindi, öbür kısmı da Müslümanlar arasında taksim etti. Bu kısmı on sekiz hisseye ayırdı.”

Ebu Dâvud, Harâc 24, (3010).



1078) İbnu Şihâb der ki: “Resûlullah AS Hayber’i beşe taksim edip beşte birini aldıktan sonra geri kalanı, Hudeybiye Seferi’ne katılanlardan Hayber’e iştirak eden ve etmeyenler arasında taksim etti.”

Ebu Dâvud, Harâc 24, (3019).



1079) İbnu’z Zübeyr RA anlatıyor: Resûlullah AS Hayber (fethedildiği) sene, (babam) Zübeyr’e dört hisse ayırdı. Bir hisse Zübeyr için, bir hisse zilkurbâ ya giren Abdulmuttalib’in kızı ve Zübeyr’in annesi olan Safıyye RAiçin, iki hisse de atı için.”

Nesâî, Hayl 17, (6, 228).



1080) Haşrec İbnu Ziyâd’ın babaannesinden (RA) anlattığına göre, babaannesi (Ümmü Ziyâd el-Eşceiyye) Resûllulah AS ile birlikte altı kadından biri olarak Hayber Gazvesine katılır. Kadın der ki: “Bizim de iştirak ettiğimiz Resûlullah AS’a ulaşınca Hz. Peygamber AS bizi yanına çağırttı. Gittik. Yüzünde öfke okunuyordu. Bize: “Kiminle çıktınız, kimin izniyle çıktınız?” diye çıkıştı. Biz:

“Yün eğirip onunla Allah yolunda yardımcı oluruz. Okları (toplar gazilere) veririz, diye çıktık. Ayrıca yanı*mızda yaralıları tedavi için ilaç var, yemek de yaparız” dedik. Bunun üzerine: “Öyleyse kalın!” buyurdu.

Cenâb-ı Hakk Hayber’in fethini müyesser kılınca, bize de ganimetten, tıpkı erkeklere olduğu gibi pay ayırdı.”

Haşrec der ki:

“Ey babaanneciğim, bu verilen ne idi?” diye sordum.

“Hurma idi” diye cevap verdi.”

Ebu Dâvud, Cihâd 152, (2729).



1081) Umeyr Mevlâ Âbî’l-Lahm RA anlatıyor: “Efendilerimle birlikte Hayber Gazvesi’ne katıldım. Resûlullah AS’a benden bahsettiler ve benim köle olduğumu söylediler. Resûlullah AS da bana kılıç kuşatmalarını emretti. Bana kılıç kuşatıldı. (Açıcak yaşça küçük olmam ve boyumun kısalığı sebebiyle) kılıcı yerde sürüyordum. Sonra Hz. Peygamber AS bana ev eşyası verilmesini emretti. Delileri tedavi için okuduğum bir rukyeyi (afsunlama duası) (kont*rol ettirmek için) Resûlullah AS’a arzettim. Bir kısmını atıp, diğer bir kısmını muhâfaza etmemi emretti.”

Tirmizî, Siyer 9, (1557); Ebu Dâvud, Cihad, (2730).İbnu Mâce, Cihâd 37, (2855).



1082) Zührî anlatıyor: “Resûlullah AS, kendisiyle birlikte savaşmış olan Yahudilerden bir gruba, ganimetten pay ayırdı.”

Tirnıizî, Siyer 10, (1558).



1083) Ebu Musa RA anlatıyor: “Hayber’in fethinden sona bir grup Eş’arî ile Resûlullah AS’ın yanına geldik. Ganimetten bize de pay vardı. Halbuki (Habeşistan’dan dönmüş olan) gemi arkadaşlarımız Ca’fer RA ve arkadaşları hâriç, Hayber Gazvesi’ne filen iştirak etmeyen kimseye pay ayırmamıştır.”

Ebu Dâvud, Cihad 151, (2725); Tirmizî, Siyer 10, (1559).



1084) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir gün -yani Bedir Savaşı günü kalkıp şöyle buyurdu:

“Muhakkak ki Osman Allah’ın ve Resûlü AS” nün rızasına uygun bir hizmet sebebiyle gelmiştir. Ben onun adına bey’at akdediyorum.” Sonra Resûlullah AS ganimetten hisse ayırdı. Savaşa katılmayan onun dışında kimseye hisse vermedi.”

Ebu Dâvud, Cihad 151, (2726).



1085) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Hangi bir köye varır da orada ikâmet ederseniz, hisseniz oradadır. Hangi bir belde de Allah ve Resûlü’ne isyan ederse o beldenin beşte biri Allah ve Resûlü’ne aittir ve o (geri) kalan) da sizindir.”

Müslim, Cihâd 47, (1756); Ebu Dâvud, Harâc 29, (3036).



1086) Râfi’ İbnu Hadîc RA anlatıyor: “Resûlullah AS ganimet taksiminde on keçiyi bir deveye bedel tutardı.”

Nesâî, Dahâyâ 15, (7, 221).



1087) Abdullah İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS gazveye gönderdiği kimselerden bâzılarına, umumî ganimet taksiminden düşecek hisseden ayrı olarak, şahıslarına ait olmak üzere (bir nevi armağan olmak üzere) fazladan ganimet verirdi.”

Buhârı, Hums 15, Meğâzî 57; Müslim, Cihâd 35, (1749); Muvatta, Cihâd 15, (2, 450); Ebu Dâvud, Cihâd 35, (2741-2746).



1088) İbnu Mes’ud RA anlatıyor: “Resûlullah AS Bedir günü, Ebu Gehl’in kılıncını bana armağan etti. Ebu Cehl’i, İbnu Mes’ud öldürmüş idi.”

Ebu Dâvud, Cihâd 150, (2722).



1089) Ebu’l-Cüveyriyye el-Cermî (rahimehullah) anlatıyor: “Rum diyarında içinde dinar bulunan kırmızı bir küp ele geçirdim. Bu sırada emîr, Hz. Muâviye RA idi. Başımızda da komutan olarak, Hz. Resûlullah AS’ın ashabından, Ma’n İbnu Yezid RA adında Benî Süleym’den biri vardı. Küpü ona getirdim. O altınları Müslümanlara taksim etti. Bana da, öbürlerine verdiği kadar bir pay verdi. Sonra da, “Resûlullah AS’ın: ‘Nefî (armağan) ancak hums’tan sonra olur” dediğini işitmemiş olsaydım sana (daha fazla) verirdim” dedi. Sonra bana, kendi hissesinden bağışta bulundu.”

Ebu Dâvud, Cihâd 160, (2753, 2754).



1090) Sa’d İbnu Ebî Vakkas RA anlatıyor: “Resûlullah AS, ben yanında otururken, bir grub insana ihsanda bu*lundu. Ancak onlardan benim daha çok hoşlandığım birine hiçbir şey vermedi. Ben: “Falanca ile aranızda ne var (ona niye vermedin)? Allah’a kasem olsun, ben onu mü’min görüyorum!” dedim. Resûlullah AS: “Müslüman (görüyorum de!)” buyurdu. Sa’d (dayanamayıp) bu kanaatini üç kere söyledi. Resûlullah (AS) da her seferinde aynı şekilde karşı*lıkta bulundu. Sonuncu sefer şunu ekledi: “Ben, nazarımda daha sevgili olana hiçbir şey vermezken, yüzü üstü ateşe düşeceğinden korktuğum insanı kurtarmak için ona ihsanda bulunurum (ihsanda bulunmam sevgime ölçü değildir)”

Buharî, Zekât 3, İman 53; Müslim, İman 236, (150), Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4685); Nesâî, İman 7, (8,103,104).



1091) Râfî’ İbnu Hadîc RA anlatıyor: “Resûlullah AS Huneyn günü Ebu Süfyân İbnu Harb, Savfân İbnu Ümeyye, Uyeyne İbnu Hısn, Akra’ İbnu Hâbis ve Alkame İbnu Ulâse’den herbirine yüzer deve verdi. Abbâs İbnu Mirdâs’a ise daha az verdi. Bunun üzerine (aynı zamanda şair olan) Abbâs İbnu Mirdâs şu mânada bir şiir düzdü:

“Benimle atım Ubeyd’in payını Uyeyne ile Akra’ arasında mı taksim ediyorsun?

Ne Bedr ne de Hâbis, cemiyette, Mirdâs’tan üstün değillerdir.

Ben de onların hiçbirinden aşağı değilim.

Ancak bugün sen, kimi alçaltırsan o bir daha yükselmez.”

Râfı’ der ki: “Bunun üzerine Resûlullah AS onun payını da yüz deveye yükseltti.”

Müslim, Zekat 137, (1060).



1092) Ebu Katade RA anlatıyor: “Resûlullah AS şöyle buyurdular:

“Savaş sırasında kim bir düşmanı öldürür ve bunu isbatlarsa, maktülün seleb’i kendisinin olur.”

Buharî, Hums 18, Büyü 37, Meğâzî 54, Ahkâm 21; Müslim Cihâd 46, (1571); Muvatta, Cihâd 18, (2, 454); Tirmizî, Siyer 13, (1562); Ebu Dâvud, Cihâd 147, (2717).



1093) Seleme İbnu’l-Ekva RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir seferde idi, müşriklerden bir casus gelip, ashâbının yanında bir müddet oturup konuştu. Sonra sıvışıp gitti. Resûlullah AS: “(O bir casustur, arayıp bulun ve öldürün!” diye emretti. Ben (erken) bulup öldürdüm. Resûlullah AS selebini bana bağışladı.”

Buhârî, Cihâd 173; Müslim, Cihâd 45, (1754); Ebu Dâvud, Cihâd 110, (2653); İbnu Mâce, Cihâd 29, (2836).



1094) Avf İbnu Mâlik ve Hâlid İbnu Mâlik RA şunu söylemişlerdir: “Resûlullah AS selebin kâtile ait olduğuna hükmetti, selebi ganimet malına katarak beşli taksime (humus) tâbi kılmadı.”

Ebu Dâvud, Cihad 149, (2721).



1095) Abdullah İbnu Ebî Evfâ RA’nın anlattığına göre, kendisine: “Resûlullah AS zamanında, gıda maddelerini humus taksimine tâbi tutar mıydınız?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:

“Hayber günü yiyecek maddeleri de ele geçirdik, kişi gelir, ihtiyacı kadar alır, sonra giderdi.”

Ebu Dâvud, Cihad 138, (2704).



1096) Hz. Abdullah İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS zamanında bir ordu ganimet olarak yiyecek mad*desi ve bal ele geçirdi. Ancak bundan humus alınmadı.”

Ebu Dâvud, Cihad 137, (2701).



1097) Amr İbnu Abese RA anlatıyor: “Resûlullah AS kıble istikametinde (sütre olarak) bir ganimet devesi bulun*duğu halde gerisinde bize namaz kıldırdı. Namaz kılınca, hayvanın yan kısmından bir tutam yün aldı (elinde tutup göstererek): “Ganimetinizden humus dışında şu kadarı bile bana helâl değildir. Humus da size iâde edilecek (sizin maslahatlarınızda harcanacak)tır” dedi.”

Ebu Dâvud, Cihad 161, (2755).



1098) Cübeyr İbnu Mut’im RA anlatıyor: “Humustan Benî Hâşim ve Benî Muttalib’e ayrılan pay hakkında konuşmak üzere Osman İbnu Affân RA ile birlikte Resûlullah AS’a gittik. Ben:

“Ey Allah’ın Resûlü, dedim, kardeşlerimiz olan Benî Muttâlib’e verdin, bize hiçbir şey vermedin. Halbuki bizim de onların da (size) yakınlığı birdir” dedim. Resûlullah AS: “Benî Muttalib ile Benî Haşim tek bir şeydirler!” buyurdular.

Cübeyr der ki: “Resûlullah AS ne Benî Abdu Şems’e, ne de Benî Nevfel’e: (Benî Hâşim ve Benî Muttalib’e verdiği halde humustan) pay ayırmadı. Hz. Ebu Bekir RA de humusu aynen Resûlullah AS gibi taksim etti. Ancak o, Resûlullah AS’ın yakınlarına, Resûlullah AS’ın onlara verdiği kadar vermedi. Hz. Ömer RA de onlara humustan verdi. Sonra da Osman RA verdi.”

Buharî, Humus 17, Menâkıb 2, Megâzî, 38; Ebu Dâvud, Harac 20, (2978. 2979, 2980); Nesâî, Fey 1, (7,130,131).



1099) Abdurrahman İbnu Ebî Leylâ anlatıyor: “Ali RA’yi dinledim, demişti ki: “Resûlullah AS’ın yanında ben, Abbâs, Fatıma ve Zeyd İbnu Hârise toplanmıştık. Ben şunu söyledim:

“Ey Allah’ın Resûlü, Aziz ve Celîl olan Allah’ın kitabında zikri geçen şu humustaki hakkımızın taksimine beni vazifelendirseniz de hayatınızda bu işi ben bir yapsam! Ta ki sonradan kimse bu hususta bizimle ihtilafa düş*mese!”

Ali RA devamla der ki: “Resûlullah bu isteğimi yerine getirdi. Hayatı boyunca ben taksim ettim. Sonra buna, Hz. Ebu Bekir de beni vazifelendirdi. Aynı iş, Hz. Ömer RA devrinin son senesine kadar bende devam etti. O yıl (fetih*lerden dolayı) bol mal gelmişti. Bizim hakkımızı yine ayırdı ve bana gönderdi. Ben:

“Bu sene ihtiyacımız yok, Müslümanların ihtiyacı var, onlara ver!” dedim. O da bu hisseyi Müslümanlara dağıttı. Artık, Hz. Ömer RA’den sonra kimse beni bu işe çağırmadı.

(Zaten o sene) Hz. Ömer’in yanından çıktıktan sonra Abbâs RA’a rastladığımda (hayıflanarak) bana:

“Ey Ali, dün bize öyle bir şeyi haram ettin ki, bundan sonra artık kimse bunu bize vermez!” demişti. (Meğer ne kadar doğru söylemişmiş. Dediğn aynen çıktı). O ne dahi insan imiş!”

Ebu Dâvud, Harâc 20, (2983-2984).



1100) Katâde (rahimehullah) anlatıyor: “Resûlullah AS gazveye bizzat iştirak edince, onun sehm-i safıyy denen riya*set hissesi olurdu. Bu hisseyi, taksimden önce köle, câriye, at gibi ganimete dahil mallardan dilediğinden alırdı. Safıyye validemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirak etmediği takdirde bu hisse gıyabında ayrılırdı, ancak bu du*rumda seçme hakkı yoktu (ne ayrılmışsa onu kabul ederdi.)”

Ebu Dâvud, Harâc 21, (2993).



1101) Mâlik İbnu Evs İbni Hadesân RA anlatıyor: “Hz. Ömer RA bana haber gönderdi. Ben de gün yükseldiği za*man ona gittim. Kendisini evinde bir sedirin üzerinde, deri yüzlü bir yastığa dayanmış vaziyette oturmuş buldum. Sedi*rin örgü ipleri adalelerine gömülmüş durumdaydı. Bana:

“Ey Mâlik, seni şunun için çağırdım: Senin kavminden bir kaç hâne halkı peş peşe geldiler (ihtiyaç arzettiler). Ben de kendilerine biraz bağışta bulunulmasını söyledim. İşte! Albunu aralarında dağıtıver!” dedi. Ben:

“Bu işi benden başkasına söyleseniz daha iyi olur!” dedim. Ancak o ısrarla:

“Ey Mâlik al şunu!” dedi. Az sonra Hz. Ömer’in azadlısı (kapıcı) Yerfe’ geldi ve:

“Ey mü’minlerin emîri! Osmân, Abdurrahmân İbnu Avf, Zübeyr ve Sa’d (RAüm)’ın girmelerine izin veriyor musunuz? (sizi görmek istiyorlar!) dedi. O da:

“Evet, buyursunlar!” diyerek izin verdi. onlar da girip selam vererek oturdular.

Az sonra Yerfe’ tekrar gelip:

“Abbas’la Ali RA için de izin var mı?” dedi. Hz. Ömer, onlara da izin verdi. Girdiler, selamı verip oturdu*lar. Abbâs RA söz alarak:

“Ey mü’minlerin emîri! Benimle Ali arasında hükmet!” dedi.

Bunlar bir meselede ihtilâfa düşmüş, birbirlerini dâva ediyorlardı. Oradaki cemaat de:

“Evet ey mü’minlerin emîri, aralarında hükmet, onları rahatlat!” dediler. Hz. Ömer RA (önceden gelenlere yönelerek):

“Şöyle bir sâkin olun!” deyip devam etti:

“Arzı ve semayı ayakta tutan Allah aşkına soruyorum. Resûlullah AS’ın şöyle şöyle söylediğini biliyor mu*sunuz? “Bize mirascı olunmaz, ne bırakmışsak o sadakadır.”

“Evet!” dediler. Sonra da Hz. Abbâs ve Hz. Ali’ye yönelerek:

“Arz ve sema izniyle ayakta duran Zât’ın aşkına size soruyorum, Resûlullah AS’ın: “Bize mirascı olunmaz, her ne bırakmışsak sadakadır” dediğini biliyor musunuz?”

O ikisi de:

“Evetl” dediler. Hz. Ömer de:

“Allahu Teâla hazretleri, Resûlü’ne AS bazı imtiyazlar bahşetmiştir, bunları ondan başka kimseye verme*miştir. Söz gelimi, beldeler ahâlisinden Allah’ın fey kıldığı şeyler (hassaten) Allah ve Resûlü’ne aittir. Allah Resûlü AS Benî Nadir’in mallarını aranızda taksim etti. Allah’a kasem olsun, o işte, kendisini size tercih etmedi, sizi bırakıp, onu kendisi almadı. (Nitekim, onu aranızda dağıttı.) Sâdece şu mal (kendisine) kaldı. Resûlullah AS bundan (ailesi*nin) yıllık nafakasını alır, mütebâkisini beytü’l-male koyardı” dedi.”

Buhârî, Ferâiz 3, Humus 1, Cidâd 80, Meğâzî 14, Tefsir, Haşr 3, Nafakat 3, İ’tisam 5; Müslim, 48, (1757); Tirmizî, Siyer 44, (1619); Ebu Dâvud Harac 19, (2963, 2964, 2965, 2967); Nesâî, Fey 1, (7,136,137).



1102) (Yukarıdaki vak’a ile alâkalı olan) bir rivayet şöyledir: “Resûlullah AS (yıllık ihtiyacını aldıktan sonra) geri kalanı Allah’ın malı kılar (Beytu’l-mâle koyar) idi.” Ömer RA sonra (cemaate yönelerek) dedi ki:

“Arz ve semânın izniyle ayakta durduğu Zât aşkına sizden soruyorum, bunu biliyor musunuz?”

Onlar: “Evet!” dediler. Sonra Hz. Ömer teker teker, Hz. Abbâs ve Hz. Ali’ye yönelerek, öbür cemaate yaptığı gibi, aynı şekilde yemin vererek bu hususu bilip bilmediklerini sordu. Her ikisi de: “Evet, biliyoruz!” dediler. Sonra Hz. Ömer RA sözüne devam etti:

“(Hatırlayın! Siz,) Resûlullah AS vefat edince Ebu Bekir’e bu meseleyi götürdünüz. O, size: “Ben Resûlullah AS’ın velisiyim, ikiniz bana ihtilâfınızı getirdiniz, sen ey Abbâs, kardeşin oğlunun mirasını taleb ediyor*sun, sen de ey Ali, hanımın Fâtıma’nın babasından olan mirasını taleb ediyorsun” dedi ve devamla: “Ebu Bekir RA size, Resûlullah AS’ın şu sözünü hatırlattı: “Bize vâris olunmaz. Her ne bıraktı isek sadakadır.” Siz ikiniz (onu it*hamda) ittifak ettiniz. (Allah biliyor o, bu tatbikatta doğru, iyi, isabetli ve hakka uygun hareket ediyordu. Sonra Ebu Bekir RA vefat etti. Resûlullah AS ve Ebu Bekir’in velisi ben oldum, böylece o malın sorumluluğu bana geçti. Allah biliyor, bu işte ben de doğru, iyi, isâbetli ve hakka uygun hareket ediyorum. Şimdi (ey Abbâs!) sen ve Ali bana geldiniz. Meseleniz aynı mesele. Bana: “(Benî Nadir’den kalan fey malını) bize ver!” diyorsunuz. Ben de şu cevabı veriyorum: “Dilerseniz, bir şartla o malı size vereyim. O şart da şudur: “Bu malı, Resûlullah AS, (Ebu Bekir ve so*rumluluğunu aldığım günden beri ben) nasıl kullandı isek sizin de öyle kullanacağınıza dâir Allah’a söz vermenizdir. Onu bu şartla aldınız mı? Tamam mı?” Onlar: “Evet!” dediler. Hz. Ömer de: “Sonra siz bana aranızda (başka şekilde) hükmedeyim diye (mi)? geldiniz. Hayır, vallahi aranızda, Kıyamet kopuncaya kadar, bundan başka bir hüküm vere*mem. Bu şartı yerine getirmede âciz kalırsanız, malı bana iade ediverin” dedi.

Buhârî, Ferâiz 3, Humus 1, Cidâd 80, Meğâzî 14, Tefsir, Haşr 3, Nafakat 3, İ’tisam 5; Müslim, 48, (1757); Tirmizî, Siyer 44, (1619); Ebu Dâvud Harac 19, (2963, 2964, 2965, 2967); Nesâî, Fey 1, (7,136,137).



1103) Hz. Enes RA anlatıyor: “Resûlullah AS’a Bahreyn’den bir mal getirildi. Resûlullah AS:

“Bunu mescide dökün” dedi. Bu mal (şimdiye kadar) Resûlullah AS’a gelenlerin en çok olanı idi. Resûlullah AS namaza gitti ve mala hiç nazar etmedi. Namaz bitince gelip malın yanında durdu. Her gördüğüne ondan veri*yordu. Derken amcası Abbâs RA geldi ve:

“Ey Allah’ın Resûlü, bana da ver. Zîra ben hem kendimin, hem de Akil’in (esaretten kurtuluş) fıdyesini ver*dim!” dedi. Resûlullah AS da: “Al!” dedi.

Bunun üzerine o da torbasını iyice doldurdu. Sonra onu sırtlamaya çalıştı, ancak muvaffak olamadı.

“Ey Allah’ın Resûlü, birilerine söyle de sırtıma kaldırıversin” dedi ise de: “Hayır” cevabını aldı. Bunun üze*rine; Abbâs:

“Öyleyse sen sırtıma kaldırıver!” dedi. Yine: “Hayır!” cevabını aldı. Bunun üzerine Abbâs, torbadan bir mik*tarını döktü, tekrar sırtlamaya çalıştı, yine kaldıramadı. Ve:

“Birilerine söyle sırtıma kaldırıversin!” dedi. “Hayır!” cevabını alınca, yine: “Öyleyse sen kaldırıver” dedi. Resûlullah (AS) buna da “Hayır!” deyince Abbâs bir miktar daha boşalttı, sonra kaldırıp omuzuna koyup çekip gitti.

Resûlullah AS, Abbâs RA’taki para hırsına taaccübünden, bize görünmez oluncaya kadar gözleriyle onu takip etmişti.

Resûlullah AS tek dirhem kalıncaya kadar oradan ayrılmadı.”

Buhârî, Salât 42, Cizye 4, Cihâd 172).



1104) Avf İbnu Mâlik RA anlatıyor: “Resûlullah AS’a fey malı gelince, hemen gününde dağıtırdı. Evliye iki hisse, bekâra bir hisse verirdi.”

Ebu Dâvud Harâc 14, (2953).



1105) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS Hayber mahsulünden her sene zevcelerine yüz vask veriyordu. Bunun seksen vaskı hurma, yirmi vaskı arpa idi. Hz. Ömer RA halife olunca, Hayber’den Yahudileri çıkardığı zaman orayı taksim etti ve Resûlullah AS’ın zevcelerini muhayyer bıraktı. Dileyene arâzi ve (sulama) suyu verecek, dileyene de eskiden olduğu şekilde belli miktardaki vaskı verecekti. Bazıları arâzi ve suyu tercih etti -ki Hz. Aişe ve Hafsa RA bu gruptandı- bir kısmı da kendilerine hurma verilmesini tercih etti.”

Buhârî, Hars 8, 9, 11, İcâre 22, Şirket 11, Şurut 5, Meğâzî 40; Müslim, Musâkât 1,(1551); Ebu Davud, Harâc 24, (3008); İbnu Mâce, Rühün 14, (2467).



1106) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki:

“Peygamberlerden (aleyhimüsselam) biri, gazveye çıktı da kavmine: “Nikâhla bağlanıp, gerdeğe girmek iste*diği halde henüz gerdek yapmadığı kadını olan benimle gelmesin, keza bina yapıp henüz çatısı atılmamış inşsaatı olan da gelmesin, keza gebe koyun veya develer satın alıp doğurmalarını bekleyeniniz varsa o da gelmesin” dedi. .

Gazveye çıktı. Derken tam ikindi namazı sırasında veya buna yakın bir zamanda (fethedeceği) beldeye yaklaştı. Gü*neş’e: “Sen bir memursun, ancak ben de bir memurum” dedi ve Allah’a yönelerek: “Ey Rabbim, şu güneşi bize durdur (da namazımız geçmesin!)” diye dua etti. Güneş, o yerlerin fethini Allah müyesser kılıncaya kadar durduruldu. Sonra elde edilen ganimetleri topladılar. Toplanan ganimetleri yemek üzere ateş geldi. Fakat ateş tatmadı bile. Bunun üzerine Peygamber:

“İçimizde ganimetten çalan bir hırsız var, her kabileden bir kişi bana biat etsin!” dedi. Bu suretle ona biat etmeye başladılar. Derken bir adamın eli peygamerin eline yapışıp kaldı.”Hırsız bu kabilede. Kabilenin her ferdi bana teker teker biat etsin !” dedi.

Biat etmeye başladılar. İki veya üç kişinin eli O’nun eline yapıştı kaldı. “Ganimet hırsızı sizde” dedi.

Öküz başı kadar iri bir altın getirdiler. Ganimet yığınının içine o da atıldı. Ateş gelip ganimeti yedi.

Bilesiniz, bizden önce hiçbir ümmete ganimet helal kılınmamıştır. Ganimetleri Allah sadece bize helâl kıldı. Bu da, bizde gördüğü aczimiz ve za’fımız sebebiyledir.

Buhârî, Humus 8, Nikâh 58; Müslim, Cihad 32.



1107) Hz. Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir gün kalkıp gulûl’ü (yani ganimet malından çalma) hatır*lattı, bunun kötülüğünü, günahının büyüklüğünü belirtti ve bu meyanda şunları söyledi:

“Sakın sizden birini, Kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde bana gelmiş: “Ey Al*lah’ın Resûlü, bana yardım et!” diye yalvarıyor ve kendimi de cevaben: “Senin için hiçbir şey yapamam, ben sana tebliğ etmiştim” der bulmayayım...” Resûlullah AS bu tarzda hayvanları ve diğer ganimet mallarını teker teker zik*retti.”

Buharî, Cihâd 189; Müslim, İmâret 24, (1831).



1108) Semüre İbnu Cündeb RA, Resûlullah AS’ın şöyle söylediğini haber verdi: “Kim ganimet hırsızını gizlerse bu da onun gibi olur.”

Ebu Dâvud, Cihâd 146, (2716).



1109) Abdullah İbnu Amr İbni’1- Âs RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir ganimet ele geçirilince, Hz. Bilâl RA’e emrederdi, o da halka yüksek sesle duyulur, askerler de ganimet olarak ne ele geçirmişse getirip teslim ederdi. Pey*gamberimiz AS de önce beşte birini (humus) alır, geri kalanı taksim ederdi.

Bir gün, (Bilâl’in) çağırmasından sonra bir adam kıldan mâmul bir yular getirdi ve:

“Ey Allah’ın Resûlü, ganimet olarak biz de bunu ele geçirmiştik!” dedi.

“Sen, dedi, üç kere bağırdığı vakit Bilâl’i işitmedin mi? O zaman niye getirmedin ?”

Adam, Resûlullah AS’a (gecikmenin sebebiyle ilgili olarak kabul görmeyen) özürler beyan etti. Ancak neticede şu cevabı aldı:

“Hayır! Bunu senden kabul etmiyorum. Kıyâmet günü sen bununla birlikte geleceksin.”

Ebu Dâvüd, Cihâd 144, (2712).



1110) Yine Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ın ağırlıklarının başını bekleyen Kerkere denen bir zât vardı, derken vefat etti. Resûlullah AS:

“O cehennemdedir!” buyurdu. Bu söz üzerine adamı görmeye gittiler. üzerinde, ganimetten çalınmış bir aba buldular.”

Buhârî, Cihâd 190; İbnu Mâce, Cihâd 34, (2849).



1111) Zeyd İbnu Halid RA anlatıyor: “Hayber Savaşı sırasında Resûlullah AS’ın ashâbından biri öldürülmüştü. Resûlullah AS’a haber verildi.

“Arkadaşınız üzerine namaz kılnız!” dedi. Resûlullah AS’ın sözü üzerine, halkın çehresi değişmiş, (bir so*ğukluk çökmüştü). Resûlullah AS açıkladı:

“Arkadaşımız Allah için cihâd sırasında ganimetten çalmıştı !”

Bunun üzerine, maktülün eşyasını karıştırdık. Yahudilere ait boncuk kolyelerden iki dirhem bile etmeyen bir kolyeyi çalmış olduğunu gördük.”

Muvatta, Cihâd 23, (2, 458); Ebu Dâvud, Cihâd 143, (2710), Nesâî, Cenâiz 66, (4, 64); İbnu Mâce, Cihad 34, (2848).



1112) Sâlih İbnu Muhammed İbni Zâide anlatıyor: “Mesleme RA ile birlikte Rum diyarına girdik. Ganimetten çalan bir adam getirildi. Mesleme, bu mesele hakkında Sâlim’e sordu. Sâlim şu cevabı verdi:

“Babam’ı (Abdullah İbnu Ömer) RA dinledim, babası Ömer RA’den naklen Resûlullah AS’ın şu sö*zünü rivayet etmişti:

“Kim ganimetten çalarsa, (bütün) eşyasını yakın, kendisini de dövün.”

Salih İbnu Muhammed devamla der ki: “Adamın eşyası arasında bir Mushafbulduk. Sâlim’e bunun hakkında da sor*duk (yakalım mı? diye).

“Onu satıp, bedelini tasadduk edin!”buyurdu.”

Tirmizî, Hudüd 28, (1461); Ebu Dâvüd, Cihâd 145, (2713).



1113) Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS, Ebu Bekir ve Ömer RA, ganimet hırsızının mallarını yaktılar ve kendisini de dövdüler.”

Ebu Dâvud, Cihâd 145, (2715).



1114) Âsım İbnu Küleyb (rahimehullah) babası (Küleyb)’den o da ensârî birinden naklederek anlatıyor: “Biz Resûlullah AS ile birlikte bir sefere çıkmıştık. Sefer sırasında şiddetli bir kıtlık ve sıkıntıya maruz kaldık. Derken, bir ganimet ele geçirdik. Askerler, onu hemen yağmalayıverdiler. Resûlullah AS, yaya olarak (teftiş maksadıyla) yanı*mıza geldiğinde tencerelerimiz kaynamaya başlamıştı bile. Yayı ile tencereleri deviriverdi. Etleri de toprağa buladı. (Hepsini böylece yenmeyecek hale getirdikten) sonra şu açıklamayı yaptı:

“Yağma malı, lâşeden daha helâl değildir” veya (şöyle demişti):

“Lâşe, yağma malından daha helâl değildir.” (Rivâyetin sonundaki) şek râvilerden Hennâd’a aittir.”

Ebu Dâvud Cihâd 138, (2705).



1115) Sa’b İbnu Cessâme anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Koruluk ittihazı sâdece Allah ve Resûlü’ne ait (bir hak)dır.”

Buhârî, Şirb 11, Cihâd 146; Ebu Dâvud, Harâc 39, (3083, 3084).



1116) Bir rivayette, Şihâbu’z-Zührî şöyle demiştir: “Bize ulaşan habere göre, Resûlullah AS Nakîi, Hz. Ömer RA de Seref ve Rebeze’yi himâ ilân etmişlerdir.”

Buhârî, Şirb 11].



1117) İbnu Abbâs RA buyurmuştur ki: “Cahiliye devrinde taksim edilmiş olan her mal, taksim edildiği şekil üzere*dir. İslâm döneminde yapılan taksimat, İslâm’ın taksim esasına göredir.”

Ebu Dâvud, Ferâiz 11, (2914); İbnu Mace, Rühün 21, (2485).



1118) İmam Mâlik, Sevr İbnu Zeyd ed-Dîlî’den mürsel olarak rivayet ettiğine göre ed-Dîlî demiştir ki: “Bana Resûlullah AS’ın şöyle söylediği ulaştı: “Hangi ev veya arâzi, cahiliye devrinde taksim edilmiş ise, artık o, cahiliye taksimi üzerinedir. Ancak hangi ev veya arâzi, taksim edilmeden İslam’a girmiş ise, artık onun taksimi islâm’a göre yapılır.”

Muvatta, Akdiye 35, (2, 746)].



1119) Nâfi; İbnu Ömer RA’den anlatıyor: “İbnu Ömer’in bir kölesi kaçarak Rum diyarına geçti. Bilâhare, Hâlid İbnu’l-Velîd RA Rumlara galebe çaldı. (Esirler arasında, kaçan bu köle de vardı) Hâlid köleyi İbnu Ömer’e iâde etti. Onun kaybolan bir atı vardı. (Askerler) onu da ele geçirdiler. Hâlid atı da İbnu Ömer’e iâde etti” (Bu rivayetin lâfzı Buhârî’nin rivayetine uygundur.)

Bir rivayette: “Hz. Peygamber AS zamanında kaçan bir at mevzubahistir.”

Muvatta’nın bir rivayetinde, düşman tarafından ganimet edildikten sonra ele geçirilen bir köle ve at mevzubahistir. Bunlar, taksimden önce eski sahibine iâde edilebilirler.

Ebu Dâvud, köleyi mevzubahis eder ve Hz. Peygamber AS’in taksime tâbi tutmadan eski sâhibine iade ettiğini belirtir.

Buhârî, Cihâd 187; Muvattâ, Cihâd 17, (2, 452); Ebu Dâvud, Cihâd 135, (2698, 2699); İbnu Mâce, Cihâd 15, (2748).



1120) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Biz gazvelerimiz sırasında, bal ve kuru üzüm elde ederdik ve bunları (taksim edilmek üzere, diğer ganimet mallarının yanına) kaldırmaz, yerdik.”

Buhârî, Humus 20).



1121) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS’a içerisinde boncuk bulunan bir dağarcık getirildi. Boncukları Resûlullah AS, hür ve câriye kadınlar arasında dağıttı.” Hz. Aişe devamla der ki: “Babam da (boncuğu) hür köle ayırımı yapmadan kadınlara dağıtırdı.”

Ebu Dâvud, Harâc 14, (1952).



1122) El-Misver İbnu Mhreme RA’ye Amr İbnu Avf RA şunu anlatmıştır: “Resûlullah AS Ebu Ubeyde RA’yi Bahreyn’e, oranın cizyesin getirmek üzere yolladı. Mallarla dönünce Ensâr geldiğini işitti. Sabah namazını Hz. Peygamber AS’le kıldılar. Namaz bitince, Resûlullah AS’ın etrafını sardılar. Resûlullah AS tebessüm buyurdular ve: “Öyle zannediyorum, Ebu Ubeyde’nin bir şeyler getirdiğini işittiniz” dedi. Hep birlikte: “Evet!” dediler. Bunun üzerine şunları söyledi:

“Öyleyse sevinin ve sizi sevindiren şeyi ümid edin. Allah’ a yemin olsun, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Ben size dünyanın genişlemesinden korkuyorum. Sizden öncekilere dünya genişlemişti de hemen dünya için birbirle*riyle boğuşmaya başladılar ve helak oldular. Genişleyen dünyanın onlar gibi sizi de helak etmesinde korkuyorum.”

Buharî Rikâk 7, Cizye 1, Megâzî 11; Müslim, Zühd 6, (2961); Tirmizî, Kıyâmet 29, (2464).



1123) Sa’lebe İbnu Ebî Malik anlatıyor: “Ömer İbnu’1-Hattâb RA, bir kısım bürgüyü Medineli kadınlar arasında taksim etmişti, geriye güzel bir bürgü kaldı. Yanındakilerden bazıları kendisine:

“Ey müminlerin emîri, bunu da senin yanında bulunan Resûlullah AS’ın kızına ver” dediler. Bununla, Hz. Ali RA’in kızı Ümmü Gülsüm’ü kastediyorlardı. Hz. Ömer onlara:

“Ümmü Selît, buna daha çok hak sâhibidir. Zîra o, Resûlullah AS’a biat etmişti ve Uhud Savaşı’nda bize kırbalarla su taşıyordu” dedi.

Buhâri, Megâzî 22, Cihâd 66.
HaSReTiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-14-2006, 11:44 AM   #106
ѕєиι ѕєνιуσяυм...
 
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13.203
Teşekkürleri: 0
0 mesajına 0 kere teşekkür edildi.
İtibar Gücü: 500 HaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud ofHaSReTiM has much to be proud of
Standart Şehİdler Hakkinda

ŞEHİDLER HAKKINDA

1124) Hz. Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS sordular:

“İçinizden kime şehid dersiniz?”

“Ey Allah’ın Resûlü, dediler, Allah yolunda öldürülen şehiddir.”

“Öyleyse, dedi, Resûlullah AS, ümmetimin şehidleri azdır. “

“Peki, dediler, daha kimler şehiddir, Ey Allah’ın Resûlü?”

“Allah yolunda öldürülen şehiddir. Allah yolunda ölen şehiddir. Tâunda ölen şehiddir. Karnı sebebiyle ölen şehiddir, boğularak ölen şehiddir.”

Müalim, İmâret 165, (1915); Muvatta, Salâtu’l-Cemâ’a 6, (1, 131); Tirmizî, Cenâiz 65, (1063).



1125) İmam Mâlik ve Tirmizî’nin kaydettikleri bir rivayette Resûlullah AS şöyle buyurmaktadır:

“Şu beş kişi şehiddir, (deyip önceki hadiste geçenleri saydıktan sonra): Yıkıntı altında kalan da şehiddir” diye ilâve etti.

Hz. Câbir RA’den gelen bir rivayette: “Karnında çocuğu olduğu halde ölen kadın da şehiddir” buyrulmuştur. Ab*dullah İbnu Amr İbrnu’l-Âs RA tarafından rivayet edilen bir diğer sahih hadiste: “Malını müdâfaa ederken öldürü*len şehiddir” buyurulmuştur.

Muvatta, Salâtu’l-Cemâ’a 6, (1, 131); Tirmizî, Cenâiz 65, (1063).



1126) Ümmü Harâm (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Deniz tutması sebebiyle (gemide) kusan kim*seye şehid sevabı verilir. Boğularak ölene de iki şehid sevabı vardır. “

Ebu Dâvud, Cihâd 10, (2493).



1127) Said İbnu Zeyd RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı dinledim şöyle buyurdular:

“Kim malını müdafaa sırasında öldürülürse şehiddir. Kim kanını müdâfaa sırasında öldürülürse şehiddir. Kim dinini müdâfaa sırasında öldürülürse şehiddir. Kim ailesini müdâfaa sırasında öldürülürse o da şehiddir.”

Tirmizî, Diyât 22, (1418,1421); Ebu Dâvud, Sünnet 32, (4772); Nesâî, Tahrim 22, (7,115,116); İbnu Mâce, Hudud 21, (2580).



1128) Ebu Sellâm, sahabeden birinden rivayet etmektedir: “Cüheyne’den bir mahalle üzerine baskın yaptık. Müslü*manlardan biri, (teke tek vuruşmak üzere) onlardan bir adam taleb etti. (Bir cengâver gelince) hemen kılıncıyla saldı*rıya geçti. Ancak hata yaptı ve kılıncı kendisine isabet etti. Resûlullah AS:

“Ey Müslümanlar, kardeşinize (yardım edin)” diye bağırdı. Halk ona doğru koşuştu. Ama ölmüştü.

Hz. Peygamber AS onu elbisesi ve kanı ile birlikte sardı, üzerine namaz kıldı ve defnetti.

“Ey Allah’ın Resûlü, bu şehid midir?” diye sordular.

“Evet o şehiddir ve ben ona bu hususta şâhidim” cevabını verdi.”

Ebu Dâvud, 40, (2539).



1129) İrbâz İbn Sâriye RA anlatıyor: “Resûlullah (AS) buyurdular ki:

“Şehidlerle yataklarında ölenler, tâundan ölenler hakkında C’enâb-ı Hakk’a birbirlerini şikayet ederler. Şehidler:

“Onlar bizim kardeşlerimizdir, onlar da bizim gibi öldürüldüler!” derler. Yataklarında ölenler de:

“Onlar bizim kardeşlerimizdir, bizim gibi öldüler!” derler. Rabbimiz onlara şöyle seslenir:

“Yaralarına bakın, öldürülenlerin yaralarına benziyorlarsa onlardandırlar ve onlarla beraber olurlar!” Bakılır ve onlardaki yaranın, öbürlerininki gibi olduğu görülür. “

Nesâî, Cihâd 36, (6, 37-38).



1130) İbnu Ömer RA anlatıyor: “(Babam) Ömer İbnu’l-Hattâb RA şehid olduğu halde yıkandı, kefenlendi, üzerine namaz kılındı.”

Muvatta, Cihad 36, (2, 463).
HaSReTiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla