![]() |
Dini Konular icinde Hadis'i Şerifler Bölümü(Binlerce Hadis ) konusu , Bu Topik altına 1000lerce hadis eklenecektir.Her konuda hadisi bulabilirsiniz....
|
|||||||
| Dini Konular Din hakkındaki yazıları burada bulabilir paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Bu Topik altına 1000lerce hadis eklenecektir.Her konuda hadisi bulabilirsiniz.
Konu Doğan tarafından (08-12-2007 Saat 01:48 PM ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İMÂN VE İSLÂM’IN FAZİLETİ
1) Ubade İbnu’s-Sâmit el-Ensarî RA hazretleri demiştir ki: “Hz. Peygamber AS şöyle buyurdular: “Kim Allah’tan başka ilâh olmadığına Allah’ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed’in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ’nın da Allah’ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem’e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cen*net ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.” Buhârî, Enbiya 47; Müslim, İmân 46, (28); Tirmizî, İmân 17, (2640). Müslim’in bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: “Kim Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet ederse Allah ona ateşi haram kılacaktır.” 2) Ebu Sa’îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî RA hazretleri demiştir ki: “Hz. Peygamber AS şöyle buyurdular: “Kal*binde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.” Ebu Sa’îd der ki: “Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: “Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...” (Nisa, 40). Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601). Tirmizî hadis için “sahihtir” demiştir. 3) Yine Ebu Sa’îd RA hazretleri der ki: “Hz. Peygamber AS şöyle buyurdular: “Kim: ‘Rab olarak Allah’ı, din ola*rak İslâm’ı, Resûl olarak Hz. Muhammed’i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)’ derse cennet ona vâcip olur”. Ebu Dâvud, Salât 361, (1529). 4) Yine Ebu Sa’îd RA hazretleri der ki: “Hz. Peygamber AS şöyle buyurdular: “Bir kul İslâm’a girer ve bunda sa*mimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz mis*line kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.” Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman 31), Nesâî, İman 10, (8, 105). 5) Ebu Hüreyre RA hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdular ki: “Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâ*dece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah’a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.” Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129). 6) Muâz İbnu Cebel el-Ensârî RA hazretleri anlatıyor. Hz. Peygamber AS buyurdular ki: “Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider” Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3116). 7) Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) RA hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdular ki: “Bana Cebrâil AS gelerek “Ümmetinden kim Allah’a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cen*nete girer” müjdesini verdi” dedi. Ben (hayretle) “zina ve hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum. “Hırsızlık da etse, zina da yapsa” cevabını verdi. Ben tekrar: “Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!” dedim. “Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!” Hz. Peygamber AS dördüncü keresinde ilâve etti: “Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir”. Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646). 8) Câbir İbnu Abdillah el-Ensârî RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdular ki: “İki şey vardır gerekli kılıcıdır” Bir zat: -Ey Allah’ın Rasûlü! gerekli kılan bu iki şeyden maksad nedir? diye sordu: Hz. Peygamber AS: “Kim Allah’a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah’a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete girecektir” cevabını verdi.” Müslim, İman 151, (93). 9) Ebu Hüreyre RA hazretleri anlatıyor: “Hz. Peygamber AS’e “Ey Allah’ın Resûlu, Kıyamet günü senin şefaatinle en ziyâde saadete erecek olan kimdir?” diye sormuştum. Bana: “Hadis’e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmîn etmiştim” açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: “Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen kimsedir” Buhârî, İlm 34, Rikak 50. 10) Süheyb İbnu Sinân RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS şöyle buyurdular: “Mü’min kişinin durumu ne kadar şa*şırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sâdece mü’mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder bu da hayırdır”. Müslim, Zühd 64, (2999). 11) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdular ki: “Muhammed’in nefsini kudret eliyle tutan zâta yemîn ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudî olsun, Hristiyan olsun- beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inan*madan ölecek olursa mutlaka cehennem ehlinden olacaktır”. Müslim, İman 240, (153). 12) Vehb İbnu Münebbih’in anlattığına göre kendisine: “Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de: “Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz” cevabını verdi. Buhârî, Cenâiz 1. 13) Abdullah İbnu Mes’ud el-Hüzelî RA’nin anlattığına göre, bir adam kendisine “Sırat-ı müstakim (doğru yol) ne*dir?” diye sordu. Ona şu cevabı verdi:”Muhammed AS, bizi sırat-ı müstakimin bir başında bıraktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da var. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine sülûk ederse yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakîme sülûk ederse o da cennet’e ulaşacaktır.” İbnu Mes’ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu ayeti okudu: “İşte bu benim sırat-ı müstakimimdir, buna uyun. Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Al*lah’ın yolundan ayırırlar....” (En’âm 152) (Rezîn İbnu Muâviye’nin ilâvesidir). |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
MECÂZ HAKKINDA
27) Ebu Hüreyre anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdu ki: “İman, yetmiş küsur -bir rivayette de altmış küsur- şube*dir. Haya imandan bir şubedir.” Buhârî, İman 3; Müslim, İman 57-38, (35-36); Ebu Dâvud, Sünnet 15, (4676); Tirmizî, İman 6, (2617); Nesâî, İman 16, (8, 110); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (57). Bir rivayette şu ziyâde vardır: “Bu şûbelerden en üstünü “Lâilâhe illallah” söZüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır.” 28) Hz. Enes, Resûlullah AS’ın şöyle buyurduğunu anlatıyor: “Üç haslet vardır. Bunlar kimde varsa imanın tadını duyar: Allah ve Resûlünü bu ikisi dışında kalan herşeyden ve herkesten daha çok sevmek, bir kulu sırf Allah rızası için sevmek, Allah, imansızlıktan kurtarıp İslâm’ı nasib ettik*ten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak.” Buhârî, İman 9, 14, İkrâh 1; Müslim, İman 67, (43); Tirmizî, İman 10, (2626); Nesâî, İman 3, (8, 96); İbnu Mâce, Fiten 23, (4033). Nesâî’nin kaydettiği bir diğer rivayette “bu ikisi dışında kalan” tabirinden sonra şu ziyâde vardır. “Allah için sevmek, Allah için buğzetmek.” 29) Yine Hz. Enes RA bildiriyor; Hz. Peygamber AS şöyle buyurmuştur: “Sizden biri, beni, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz” Buhârî, İman 8; Müslim, İman 70, (44); Nesâî, İman 19,(8,114, 115). Nesâî’nin bir rivayetinde “...malından ve ailesinden daha sevgili...” denmektedir. 30) Yine Hz. Enes RA’in rivayetine göre Hz. Peygamber AS şöyle buyurmuştur: “Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez.” Nesâî’nin rivayetinde “...hayır şeylerden” ziyâdesi mevcuttur. Buhârî, İman 6; Müslim, İman 71, (45); Nesâî, İman 19, (3, 115); Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyamet 60, (3517); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (66). 31) Ebu Ümâme RA, Hz. Peygamber AS’in şöyle dediğini rivayet ediyor: “Kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için verir, Allah için vermezse imanını kemâle erdirmiştir”. Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4681). 32) Ebu Hüreyre RA hazretleri Hz. Peygamber AS’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mü’min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir.” Tirmizî, İman 12, (2629); Nesâî, İman 8, (8, 104, 105). 33) Abdullah İbnu Amr İbni’l-As RA hazretleri, Resûlullah AS’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmedikleri kimsedir. Muhâcir de Allah’ın ya*sakladığı şeyi terkedendir.” Buhârî, İman 4; Müslim, İman 64, (40); Ebu Dâvud, Cihâd 2, (2481); Nesâî, İman 9, (8, 105). (Metin Buhârî’ye aittir). Sahiheyn ve Nesâî’de gelen bir başka hadiste şöyle denir: “Bir adam sordu: “Ey Allah’ın Resûlü, İslâm’da hangi amel daha hayırlıdır?” Hz. Peygamber AS: “Yemek yedirmen, tanıdık tanımadık herkese selam vermen” dedi. 34) Ebu Saîdi’l-Hudrî RA Hz. Peygamber AS’in şöyle dediğini rivayet etti: “Bir kimsenin mescide alâkasını görürseniz, onun mü’min olduğuna şehâdet edin, zira Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inananlar imar ederler” (Tevbe 18), Tirmizî, Tefsir, Sûre 2, (3092). 35) Hz. Enes RA anlatıyor: Resûlullah AS dedi ki: “Üç şey vardır ki imanın aslındandır: 1. Lâilâhe illallah diyene saldırmamak: İşlediği herhangi bir günahı sebebiyle bu kimseyi tekfir etme, herhangi bir ameli sebebiyle de İslâm’dan dışarı atma. 2. Cihad, bu Allah’ın beni peygamber olarak gönderdiği günden, bu ümmetin Deccâl’e karşı savaşacak en son ferdine kadar cereyan edecektir, onu, ne imamın zâlim olması, ne de âdil olması ortadan kaldıramayacaktır. 3. “Kadere iman”. Ebu Dâvud, Cihad 35, (2532). 36) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS’in ashabından bir kısmı ona sordular: “Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz.” Hz. Peygamber AS: “Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?” diye sordu. Oradakiler Evet! deyince: “İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez) dedi. Müslim, İman 209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110). Diğer bir rivayette: “(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah’a hamdolsun” demiştir. Müslim’in İbnu Mes’ud RA’dan kaydettiği bir rivayet şöyledir: “Dediler ki: “Ey Allah’ın Resulû, bazıları*mız içinden öyle sesler işitiyor ki, onu (bilerek) söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten yere atılmayı tercîh eder. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)” Hz. Peygamber AS: “Hayır bu (korkunuz) gerçek imanın ifadesidir” cevabını verdi.” |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İMÂNIN HAKİKATİ
14) Abdullah İbnu Ömer İbni’l-Hattâb RA’ın anlattığına göre, bir adam kendisine: Gazveye çıkmıyor musun?” diye sorar. Abdullah şu cevabı verir: “Ben Hz. Peygamber AS’i işittim, şöyle buyurmuştu: “İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kâbe’ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak”. Buhârî, İman 1; Müslim, İman 22 (....); Nesâî, İman 13, (9, 107-108); Tirmizî, İman 3, (2612). 15) Yahya İbnu Ya’mur haber veriyor: “Basra’da kader üzerine ilk söz eden kimse Ma’bed el-Cühenî idi. Ben ve Humeyd İbnu Abdirrahmân el-Himyerî, hac veya umra vesîlesiyle beraberce yola çıktık. Aramızda konuşarak, Ashab’tan biriyle karşılaşmayı temenni ettik. Maksadımız, ondan kader hakkında şu heriflerin ettikleri laflar hususunda soru sormaktı. Cenâb-ı Hakk, bizzat Mescid-i Nebevî’nin içinde Abdullah İbnu Ömer RA’la karşılaşmayı nasib etti. Birimiz sağ, öbürümüz sol tarafından olmak üzere ikimiz de Abdullah RA’a sokuldu. Arkadaşımın sözü bana bıraktı*ğını tahmîn ederek, konuşmaya başladım: “Ey Ebu Abdirrahmân, bizim taraflarda bazı kimseler zuhur etti. Bunlar Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorlar. Ve çok ince meseleler bulup çıkarmaya çalışıyorlar.” Onların durumlarını beyan sadedinde şunu da ilâve ettim: “Bunlar, “kader yoktur, herşey hâdistir ve Allah önceden bunları bilmez” iddiasındalar.” Abdullah RA: “Onlarla tekrar karşılaşırsan, haber ver ki ben onlardan berîyim, onlar da benden berîdirler.” Abdullah İbnu Ömer sözünü yeminle de te’kîd ederek şöyle tamamladı: “Allah’a kasem olsun, onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve hepsini de hayır yolunda harcasa kadere inanmadıkça, Allah onun hayrını kabul etmez.” Sonra Abdullah dedi ki: Babam Ömer İbnu’l-Hattâb RA bana şunu anlattı: “Ben Hz. Peygamber AS’in yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam ya*nımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber AS’in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı: Ey Muhammed! Bana İslâm hakkında bilgi ver! Haz. Peygamber AS açıkladı: “İslâm, Al*lah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, Zekât vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah’a haccetmendir.” Yabancı: “-Doğru söyledin” diye tasdîk etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik. Sonra tekrar sordu: “Bana iman hakkında bilgi ver?” Hz. Peygamber AS açıkladı: “Allah’a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna da inanmandır.” Yabancı yine: “Doğru söyledin!” diye tasdik etti. Sonra tekrar sordu: “Bana ihsan hakkında bilgi ver?” Hz. Peygamber AS açıkladı: “İhsan Allah’ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah’a ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görüyor.” Adam tekrar sordu: “Bana kıyamet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver?” Hz. Peygamber AS bu sefer: “Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla birşey bilmiyor!” karşılığını verdi. Yabancı: “Öyleyse kıyametin alâmetinden haber ver!” dedi. Hz. Peygamber AS şu açıklamayı yaptı: “Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir -Müslim’in rivayetinde fakir kelimesi yoktur- davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir.” Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. -Bu ifade Müslim’deki rivayete uygundur. Diğer kitaplarda “Ben üç gece sonra Hz. Peygamber AS’la karşılaştım” şeklindedir- Hz. Peygamber AS Ey Ömer, sual soran bu zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Ben: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” deyince şu açıklamayı yaptı: “Bu Cebrail AS dı. Size dininizi öğretmeye geldi.” Müslim, İman 1, (8); Nesâî, İman 6, (8, 101); Ebu Dâvud, Sünnet 17, (4695); Tirmizî, İman 4, (2613). Ebu Dâvud, bir başka rivayette “Ramazan orucu”ndan sonra “cünüblükten yıkanmak” maddesini de ilâve eder. Yine Ebu Dâvud’un bir başka rivayetinde şu ziyâde vardır: “Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: “Ey Allah’ın Resûlü, hangi işi yapıyoruz, olup bitmiş (levh-i mahfuza kaydı geçmiş) bir işi mi, yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemiş) şu anda yeni başlanacak olan bir işi mi?” Resûlüllah AS: “Olup bitan bir işi” dedi. Adamcağız -veya cemaatten biri- yine sordu: Öyleyse niye çalışılsın ki? Hz. Peygamber AS şu açıklamada bulundu: “Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser kılınır, ateş ehli olanlara da cehennemliklerin ameli mü*yesser kılınır.” Benzer bir hadisi, Buhârî (rahimehullah) Ebu Hüreyre RA’den kaydeder. Bu hadise Tirmizî hâriç diğerlerinde de rastlanır. Mevzubahis rivayette, “şehâdette bulunman” yerine “Allah’a ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmaman” ifadesi de yer alır. Bu hadiste ayrıca “Yalın ayak, üstü çıplak kimseler halkın reisleri olduğu zaman” ziyadesi de mevcuttur. Şu ziyade de mevcuttur: (Kıyametin ne zaman kopacağı), Allah’tan başka hiçkimse tarafından bilinmeyen beş gayıptan (mugayyebât-ı hamse) biridir buyurdu ve şu ayeti okudu: “Kıyamet saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur. Yağmuru O indirir. Rahimlerde bulunanı o bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Ve hiç kimse nerede öleceğini bilmez...” (Lokman, 34), Buhârî, İman 37. Bir başka rivayette “üstü çıplaklar” tâbirinden sonra “sağır ve dilsizler arzın melikleri (kralları) oldukları za*man” ziyadesi vardır. Nesâî’nin Sünen’inde şu ziyade mevcuttur: “Dedi ki: Hayır, Muhammed’i hakikatle birlikte irşad ve hidayet edici ola*rak gönderen zât’a yemin olsun, ben o hususta (kıyametin ne zaman kopacağı hususunda) sizden birinden daha bilgili değilim. O gelen de Cibril AS dı. Dıhyetu’l-Kelbî suretinde inmiştir.” 16) Enes İbnu Mâlik RA anlatıyor: Biz mescidde Hz. Peygamber AS’le birlikte otururken, devesine binmiş olarak bir adam girdi ve mescidin avlusuna devesini ıhıp bağladıktan sonra: “Muhammed hanginizdir?” diye sordu. Biz: “Da*yanmakta olan şu beyaz kimse” diye gösterdik. -Nesâî’deki Ebu Hüreyre RA’ın rivayetinde: “Şu dayanmakta olan hafif kırmızıya çalan renkteki kimse” diye tasvîr mevcuttur.- Adam: “Ey Abdulmuttalib’in oğlu! diye seslendi. Resûlullah AS: “Buyur seni dinliyorum” dedi. Adam: “Sana birşeyler soracağım. Sorularımda aşırı gidebilirim, sakın bana darılmayasın” dedi. Hz. Peygamber AS: “Haydi istediğini sor!” Adam: “Rabbin ve senden öncekilerin Rabbi adına soruyorum: Seni bütün insanlara peygamber olarak Allah mı gönderdi?” Hz. Peygamber AS: “Kasem olsun evet!” Adam: “Allahu Teâla adına soruyorum: Gece ve gündüz beş vakit namaz kılmanı sana Allah mı emretti?” Hz. Peygamber AS: “Allah’a kasem olsun evet!” Adam: “Allah adına soruyorum, senenin şu ayında oruç tutmanı sana Allah mı emretti?” Hz. Peygamber AS: “Allah’a kasem olsun evet!” Adam: “Allahu Teâla adına soruyorum: Bu sadakayı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmanı Allah mı sana emretti?” Hz. Peygamber AS: “Allah’a kasem olsun evet!” Bu soru-cevaptan sonra adam şunu söyledi: “Getirdiklerine inandım. Ben geride kalan kabîlemin elçisiyim. Adım: Dımâm İbnu Sa’lebe’dir. Benu Sa’d İbni Bekr’in kardeşiyim.” (Bunu beş kitap rivayet etmiştir. Metin Buhârî’den alınmıştır). Müslim’in rivayetinde şöyle denir: “Bir adam geldi ve şöyle dedi: “Bize senin gönderdiğin elçi geldi ve iddia etti ki sen Allah tarafından gönderildiğine inanmaktasın.” Hz. Peygamber AS: “Doğru söylemiş” dedi. Adam tekrar: “Öyleyse semayı kim yarattı?” Hz. Peygamber AS: “Allah!” dedi. Adam: “Peki bu dağları kim dikti ve içindekileri kim koydu?” dedi. Hz. Peygamber AS: “Allah!” dedi. Adam: Peki semayı yaratan, arzı yaratan ve dağları diken Zât adına söyler misin, seni peygamber olarak gön*deren Allah mıdır?” Hz. Peygamber AS: “Evet!” dedi. Adam: “Elçin iddia ediyor ki biz gece ve gündüz beş vakit namaz kılmalıyız, bu doğru mudur?” Hz. Peygamber AS: “Doğru söylemiştir!” Adam: “Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?” Hz. Peygamber AS: “Evet!” dedi. Adam sonra zekâtı, arkasından orucu, daha sonra da haccı zikretti ve bu şekilde sordu. Râvi der ki: Hz. Peygamber AS de her sualde “Doğru söylemiş” diye cevap veriyordu. Adam (son olarak) sordu: “Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?” Hz. Peygamber AS: “Evet!” Adam sonra geri döndü ve ayrılırken şunu söyledi: “Seni hakla gönderen Zât’a kasem olsun, bunlar üzerine hiç bir şey ilâve etmem, bunları eksiltmem de.” Hz. Peygamber AS: “Bu kimse sözünde durursa cennetliktir!” buyurdu. Buhârî, İlm 6; Müslim, İman 10, (12); Tirmizî, Zekât 2, (619); Nesâî, Siyâm 1, (4, 120); Ebu Dâvud, Salât 23, (486). 17) Talha İbnu Ubeydillah haber veriyor: Hz. Peygamber AS’e Necid ahâlisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Hz. Peygamber AS’e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm’dan soruyormuş. Hz. Peygamber AS: “Gece ve gündüzde beş vakit namaz” demişti ki adam tekrar sordu: “Bu beş dışında bir borcum var mı?” Hz. Peygamber AS: “Ramazan orucu da var” deyince adam: Bunun dışında oruç var mı? diye sordu. Hz. Peygamber AS: “Hayır!” Ancak dilersen nâfile tutarsın” dedi. Hz. Peygamber AS ona zekâtı hatırlattı. Adam: “Zekât dışında borcum var mı?” dedi. Hz. Peygamber AS: “Hayır, ama nâfile verirsen o başka!” dedi. Adam geri döndü ve gider ayak: “Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım” dedi. Hz. Peygamber AS da: “Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir” buyurdu. Veya “Sözünde durursa cennetliktir” buyurdu. Ebu Dâvud’da “Kasem olsun kurtuluşa erer, yeter ki sözünde dursun” şeklinde te’kidli olarak gelmiştir. Buhârî, İman 34; Müslim, İman 8, (11); Nesâî, Siyâm, 1, (4, 120); Ebu Dâvud, Salât 1, (391); Muvatta, Kasru’s-Salât fi’s-Sefer 94, (1, 175). 18) Abdullah İbnu Abbas’ın rivayetine göre, bir kadın, kendisine küpte yapılan şıra (nebîz) hakkında sordu. Kadına şu cevabı verdi: “Abdulkays kabilesinin heyeti Hz. Peygamber AS’e geldiği vakit: “Bu gelenler kimdir?” diye sordu. “Rebîalılar” diye kendilerini tanıttılar. Hz. Peygamber AS: “Merhaba, hoş geldiniz. İnşaallah bu ziyaretten memnun kalır, pişman olmazsınız” buyurdu. Misafirler: “Biz uzak bir yerden geliyoruz. Sizinle bizim aramızda şu kâfir Mudarlılar var. Bu sebeple, size ancak haram ayında uğrayabiliyoruz. Öyle ise, bize kesin, açık bir amel emret, onu geride bıraktıklarımıza da öğrete*lim. Ve bizi cennete götürsün” dediler. Hz. Peygamber AS de onlara dört emir ve dört yasakta bulundu: Önce tek olan Allah Teâla’ya imanı emretti ve sordu: “İman nedir biliyor musunuz?” “Allah ve Resûlü daha iyi bilir!” dediler. Açıkladı: Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, Zekât vermek, Ramazan orucu tutmak, harpte elde edilen gani*metten beşte birini ödemenizdir.” Resûlullah AS onlara şu kapları (şıra yapmada) kullanmalarını yasakladı: Hantem (topraktan mâmul küp), dübbâ (su kabağından yapılmış testiler), nakîr hurma kökünden ayrılan çanak, müzeffet -veya mukayyer- (içi ziftle -katranla- cilalanmış kap). Buhârî, İman 40, İlm 25, Mevâkîtu’s-Salât 2, Zekât 1, Farzu’l-Hums 2, Mevâkıb 4, Meğâzî 69Meğâzî, Ha*beri’l-Vâhid 5, Tevhîd 56, Müslim, İmân 23, 24, 25 (17); Ebu Dâvud, Eşribe 7, (3692); Tirmizî, İman 5, (2614); Nesâî, İman, 25, (8, 120). 19) Hz. Ali (kerremallahu vechehu) diyor ki: Hz. Peygamber AS şöyle buyurdu: “Kişi dört şeye inanmadıkça mü’min olmuş sayılmaz: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed olduğuma, beni (bütün insanlara) hakla göndermiş bulunduğuna şehâdet etmek, ölüme inanmak, tekrar dirilmeye inanmak, kadere inanmak” Tirmizî, Kader 10, (2146). 20) eş-Şerrîd İbnu’s-Süveyd es-Sakafî RA anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, annem bana kendisi adına mü’mine bir cariye âzad etmemi vasiyet etti. Benim yanımda, Sûdanlı (nûbi) siyah bir cariye var, onu âzad edeyim mi?” Hz. Peygamber AS: “Çağır, onu (göreyim)” dedi. Çağırdım ve geldi. Cariyeye sordu: “Rabbin kim?” Cariye: “Allah!” dedi, tekrar sordu: “Ben kimim?” Cariye: “Allah’ın elçisisin!” cevabını verince Hz. Peygamber AS: “Bunu âzad et, zira mü’minedir” buyurdu. Ebu Dâvud, Eymân 19 (3283); Nesâî, Vesâya 8, (6, 251). 21) Muâviye İbnu’l-Hakem es-Sülemî anlatıyor: Hz. Peygamber AS’e gelip: “Bir cariyem var, çoban olarak çalıştırı*yor, koyunlarımı otlatıyordum. Yakınlarda bir koyunumu yitirdi. Ne oldu? diye sorunca, kurt kaptı dedi. Koyunun kaybolmasına üzüldüm. İnsanlığım icabı câriyenin suratına bir tokat vurdum. Bu davranışımın kefareti olarak bir köle azad etmeyi adadım. Onu âzad edebilir miyim?” diye sordum. Hz. Peygamber AS cariyeye: “Allah nerede?” diye sordu O: “Göktedir” deyince, “Pekâlâ ben kimim? dedi. Cariye: “Sen Allah’ın Resûlüsün” cevabını verince, Hz. Pey*gamber AS bana yönelerek: “Bunu âzad et, zira mü’minedir” buyurdu. Müslim, Mesâcid 33, (537); Muvatta, Itk 8, (2, 776); Nesâî, Sehv 20 (3, 18); Ebu Dâvud, Eymân 19 (3282). 22) Abbâs İbnu Abdilmuttalib RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS’in şöyle söylediğini işittim: “İmanın tadını, Rabb olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, peygamber olarak Muhammed’i seçip râzı olanlar duyar.” Müslim, İman 56, (34); Tirmizî, İmân 10, (2625). 23) Abdullah İbnu Muâviye el-Gâzirî RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS şöyle buyurdu: “Üç şey vardır. Kim onları yaparsa imanın tadını alır: Sadece Allah’a kulluk eden, Allah’tan başka ilâh olmadığını bilen, her yıl gönül hoşluğuyla zekâtını veren! Zekâtını da yaşlı, uyuzlu, hasta, değersiz, küçük hayvanlardan vermez, aksine mallarının orta hâllilerin*den verir. Zira Cenab-ı Hakk ne en iyisinden vermenizi emretmiştir, ne de en adisinden olana râzı olmuştur.” Ebu Dâvud, Zekât 4, (1582). 24) Behz İbnu Hakîm İbni Mu’âviye İbni Hayde el-Kuşeyrî babası tarikiyle dedesinden şunu rivayet ediyor: “Dedim ki: Ey Allah’ın Resûlü, ben sana gelirken, seni ve dinini benimsemiyeceğim diye şunların (ellerinin parmaklarını göstere*rek) adedinden fazla yemin ettim. Meğerse, Allah ve Resûlünün öğrettiği dışında hiçbir şey anlamayan bir kimseymi*şim. Şimdi Allah rızası için senden soruyorum. Allah seninle bizlere ne gönderdi?” Hz. Peygamber AS: “İslâm”ı dedi. “Pekâla, dedim, İslâm’ın alâmetleri nedir?” Şu cevabı verdi: “Kendimi Allah’a teslim ettim, başka şeyleri terkettim” demen, namaz kılman, Zekât vermendir. Her Müslüman bir başka Müslümana haramdır. İki Müslüman birbiriyle kardeştir ve birbirlerine yardımcıdırlar. Bir kimse Müslüman olduktan sonra müşrikleri terkedip, Müslümanlara karışmadıkça hiçbir ameli (Allah katında) makbul değildir.” Nesâî, Zekât 72, (5, 82). 25) Süfyan İbnu Abdillah es-Sakafî RA anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, bana İslâm hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslâm’dan sormaya hacet bırakmasın” dedim. Şu cevabı verdi: “Allah’a inandım de, sonra da doğru ol” buyurdu. Müslim, İman 62, (38). 26) Enes RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdu ki: “Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse işte o, Müslümandır”. Nesâî, İman 9, (8, 105). Buhârî, Salat 28. Hadisi Nesâî tahric etmiştir. Ancak, Buhârî, Ebu Dâvud ve Tirmizî tarafından da rivayet edilmiş olan uzunca bir hadisin bir parçasıdır. Bak: Tirmizî, İman 2, (2611); Ebu Dâvud, Cihad 104, (2641). |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
KELİME-İ ŞEHÂDET VE ONUN DİL İLE İKRARININ HÜKMÜ
37) İbn-i Ömer RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS: “Ben insanlar Allah’tan başka ilâhın olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet edinceye, namaz kılıncaya, Zekât verinceye kadar onlarla savaş etmekle emrolundum. Bunları yaptılar mı, kanlarını, mallarını bana karşı korumuş (emniyet altına almış) olurlar. İslâm’ın hakkı hâriç. Artık (samimi olup olmadıklarına dair) durumları Allah’a kalmıştır”. Buhârî, İmân 17; Müslim, İman 36, (22); Müslim’deki rivayette “İslâm’ın hakkı hâriç” ibâresi mevcut değildir. 38) Ubeydullah İbnr Adiy İbnu’l-Hıyâr RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS ashabıyla otururken bir adam gelerek gizlice bir şeyler fısıldadı. Ne gibi bir sır tevdi etmişti bilmiyorduk. Nihayet Hz. Peygamber AS onu açıkladı. Me*ğerse o zat, münafıklardan birini öldürmek için izin istiyormuş. Adama: “Peki o Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi bulunduğuna şehâdet etmiyor mu?” diye sordu. Adam: “Hayır o şehâdeti ikrâr etmiyor” dedi. Hz. Peygamber AS: “Namaz kılıyor mu?” diye sordu. Adam: “Hayır namaz da kılmıyor” deyince, Hz. Peygam*ber AS; “Allah’ın öldürmekten beni men ettiği kimseler işte böyleleri” buyurdu” Muvatta, Kasru’s-Salât 84, (1, 171). 39) Târik el-Eşca’î RA Resûlullah AS’ın şöyle söylediğini haber verdi: “Kim Lâilâhe illallah der ve Allah’tan başka mâbudları reddederse, Allah onun malını ve kanını haram kılar. (Samimî olup olmadığı meselesi Allah’a aittir.) Müslim, İman, 37, (23). Yine Müslim’in bir başka rivayeti “Kim Allah’ı birlerse” diye başlar ve yukarıdaki şekilde devam eder (38. hadis). BİAT AHKÂMI 40) Ubadetu’bnu’s-Sâmit RA anlatıyor: Biz, bir seferinde Hz. Peygamber AS’le aynı cemaatte beraber oturuyorduk ki: “Allah’a hiçbir şey ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina fazîhasını işlememek, Allah’ın haram ettiği cana meşrû bir sebep olmaksızın kıymamak şartları üzerine bana biat edin” buyurdu. Bir diğer rivayette “...Çocuklarınızı öldürmemek, halde ve istikbalde iftirada bulunmamak, meşru dairedeki emirlerde -ne bana ne de vazifelilere- isyan etmemek üzere biat edin. Kim vereceği bu sözlere sâdık kalır, ahdine vefa gösterirse karşılığını Allah’tan alacaktır. Kim de bu yasaklardan birini işleyecek olursa artık işi Allah’a kalmıştır, di*lerse affeder, dilerse azab verir, cezalandırır” buyurdu. Biz de bu şartlarla biat ettik.” Buhârî, İman 11; Müslim, Hudud 41, (1709); Nesâî, Bey’a 17, (7, 148); Tirmizî, Hudud 12, (1439). Nesâî, bir başka rivayette “...karşılığını Allah’tan alacaktır” ifadesinden sonra şu ziyadeyi kaydeder: “Kim bunlardan birini işler, sonra da dünyada cezalandırılırsa, çektiği bu ceza onun için kefaret ve o günahtan temizlenme olur.” Buhârî, Müslim, Muvatta ve Nesâî’de gelen bir diğer rivayette şu ifade mevcuttur: “Hz. Peygamber AS’e zor durumlarda olsun, kolay durumlarda olsun, hoş şartlarda olsun nâhoş şartlarda olsun, aleyhimize kayırmaların yapılıp, hakkımızın çiğnendiği hallerde olsun itaat etmek, idareyi elinde tutanlara karşı iktidar kavgası yapmamak, nerede olur*sak olalım hakkı söylemek, Allah’ın emrini yerine getirmede kınayanların kınamalarından korkmamak üzere biat et*tim.” Bir başka rivayette şu ifadeye rastlanmaktadır: “...İktidar sahibine karşı onda, Allah’ın kitabında gelmiş bulu*nan bir delil sebebiyle te’vil götürmeyen açık bir küfür görülmedikçe iktidar kavgası yapmamak...” 41) Avf İbnu Mâlik el-Eşca’î RA anlatıyor: “Biz Hz. Peygamber AS’in huzurunda yedi veya sekiz veyahut dokuz kişiydik. “Allah Resûlü’ne biat etmiyor musunuz?” dedi. Ellerimizi uzatarak: “Hangi şarlara uymak üzere biat edeceğiz ey Allah’ın Resûlü?” dedik. Şu cevabı verdi: “Allah’a ibadet etmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak, beş vakit namazı kılmak (verilen emirlere) kulak verip itaat etmek -ve bu sırada gizli bir kelime fısıldayarak devamla- “Halktan hiçbir şey istemeyin” buyurdu. Avf İbnu Malik İlâveten der ki, Hz. Peygamber AS’i benimle dinleyen o cemaatten öylelerini biliyorum ki, bineğinin üzerinde iken kazara kamçısı düşse kimseye “Şunu bana verir misin?” diye talebde bulunmaz (iner kendisi alır)dı.” Müslim, Zekât 108, (1043); Ebu Dâvud, Zekât 27, (1642); Nesâî, Salât, 5, (1, 229); İbnu Mâce, Cihâd 41, (2867). 42) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Biz Hz. Peygamber AS’e kulak vermek ve itaat etmek şartıyla biat ederken “Gücü*nüzün yettiği şeylerde” diyordu. Buhârî, Ahkam 42; Müslim, İmâret 90, (1867); Nesâî, Bey’at 18, (7, 148); Tirmizî, Siyer 37, (1597); Muvatta, Bey’at 1, (2, 982); İbnu Mâce, Cihâd 43, (2874). 43) Ümeyme bintu Rukayka RA dedi ki: “Ensâr’dan bir grup kadınla Hz. Peygamber AS’e gelip kendisine: “Al*lah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, çalmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, halde ve istikbalde iftira at*mamak, sana meşrû emirlerinde isyan etmemek şartları üzerine biat ediyoruz” dedik. Hemen ilâve etti: “Gücünüzün yettiği ve takatınızın kâfi geldiği şeylerde”. Biz: “Allah ve Resûlü bize karşı bizden daha merhametlidir, haydi biat edelim” dedik. Süfyan merhum der ki: Kadınlar, biatı (erkekler gibi) musâfaha ederek yapmayı kastedmişlerdir. Hz. Peygam*ber AS: “Ben kadınlarla müsâfaha etmem, benim yüz kadına toptan söylediğim söz her kadın için ayrı ayrı söylenmiş yerine geçer” buyurdu. Muvatta, Bey’a 2, (2, 982); Tirmizî, Siyer 37, (1597). |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
MUHTELİF AHKÂMLAR
44) Amr İbnu Ebî’l-Ahvas RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS’le birlikte Veda haccı’nda bulundum. Orada Hz. Pey*gamber AS irad ettiği hutbede önce Allah Teâla’ya hamd ü sena, hatırlatma ve tavsiyelerden sonra şöyle devam etti: “Hangi gün (bu günden) daha (mukaddes ve) haramdır? Bu soruyu üç kere tekrarladı. Cemaat: “el-Haccu’l-Ekber günü” diye cevap verdi. Resûlullah AS devam etti: “Öyle ise bilin ki, kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız, birbirinize, bu ayınızda, bu beldenizde şu gününüz nasıl haramsa öylece haramdır, mukaddestir. Bilin ki herkesin cinayetinden kendisi sorumludur. Hiçbir babanın cinayetinden oğlu sorumlu tutulmaz. Haberiniz olsun ki, Müslüman, Müslümanın kardeşi*dir. Bu sebeple, bir Müslümana, bizzat kendisi helal kılmadıkça kardeşinin hiçbir şeyi helâl değildir. Bilin ki cahiliye devrinden kalan bütün faizler mülgadır, terkedilecek ve alınmayacak. Faize verilen paranın sâdece sermaye kısmını yâni aslını alacaksınız, -böylece ne zulüm ve haksızlık etmiş ne de zulme ve haksızlığa uğramış olacaksınız- Abbas İbnu Abdi’l-Muttalib’in faizi hâriç. Zira onun tamamı mülgadır, terkedilmiştir. Haberiniz olsun ki, cahiliye devrinden kalan bütün kanlar da terkedilmiştir. (intikam peşine düşülmeyecek). İlga ettiğim ilk câhiliye kanı da el-Hâris İbnu Abdü’l-Muttalib’in kanıdır. Hâris, Benu Leys’ten tuttuğu bir süt anneye bebeğini emzirtiyordu. Çocuğu Hüzeyl adında birisi (bir kavga sırasında attığı bir taşla kazâen) öldürmüştü. Sakın ha, kadınlara da iyi muamele yapın. Çünkü onlar yanınızda esir durumundadır. Onlara iyi muamelenin dışında (terketmek dövmek gibi) bir başka şey yapmak hakkına sâhip değilsiniz. Ancak açık bir çirkinlikte bulunulursa o hâriç. Çirkin iş yapmaları hâlinde, önce yataklarını ayırın, (yine de devam edecek olurlarsa) yaralamıyacak şekilde dövün. Bundan sonra itaat ederlerse, (onların yaptığına ayırma-dövme gibi muamelelere) zulmen devam etmek için bir yol (bir bahâne) aramayın. Bilin ki, sizin kadınlarınız üzerinde bazı haklarınız var. Kadınlarınızın da sizler üzerinde bazı hakları vardır. Kadınlarınız üzerindeki haklarınız istemediğiniz kimselere yatağınızı çiğnetmemeleri, evlerinize hoşlanmadıklarınızın girmesine izin vermemeleridir. (Onların sizdeki hakları ise) yiyecek ve giyeceklerinde iyi davranmanızdır. Haberiniz olsun, şeytan şu beldenizde kendisine ebediyen tapılmayacağını idrak etmiştir. Fakat, sizin önem*semediğiniz şeylerde ona itaat devam edecek, bunlar da onu memnun kılacak (menfî neticeler hâsıl edecek)tır. Tirmizî, Fiten 2, (2610); Tefsir 2, (3087); Müslim, Hacc, 194, (1218). 45) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS Veda Haccı’nda şunu söylediler: “ (Ey ahâli) hangi ayın hürmetce daha ileri olduğunu biliyor musunuz?” Halk: “Şu içinde bulunduğumuz ay değil mi?” dedi. Resûlullah AS: “Peki, hangi bölgenin hürmetçe daha önde olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Halk: “Şu yerler değil mi?” ceva*bını verdi. Resûlullah AS tekrar: “Pekâla hangi günün hürmetçe daha üstün olduğunu biliyor musunuz?” dedi. Halk: “Şu içinde bulunduğumuz gün değil mi?” diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah AS sözlerine şöyle devam etti: “Öyleyse bilin ki Allah Teâla, sizlere, meşrû sebep dışında kanlarınızı, mallarınızı, ırzlarınızı haram kılmıştır, tıpkı şu beldede, şu ayda, şu günümüzü haram kıldığı gibi.” Hz. Peygamber AS bundan sonra üç sefer tekrar ederek sordu: “Duydunuz mu, tebliğ ettim mi?” Halk her defasında “Evet” cevabını verdi. Resûlullah AS sözlerini şöyle tamamladı: “Sakın ha! Benden sonra tekrar küfre dönüp birbirinizin boyunla*rını vurmaya kalkmayın!” Buhârî, Hudud 9, Riyât 2, Hacc 132, Meğâzi 77, Fiten 8, Edeb 43; Müslim, İman 120 (66); Ebu Dâvud, Sünne 16, (4686). Metin Buhârî’ye aittir. 46) Ebu Bekre Nufey’u’bnu’l-Hâris es-Sakafî RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS şöyle buyurdu: “Zaman, döne döne Allah’ın arz ve semâvâtı yarattığı gündeki düzenini tekrar buldu. Sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram aydır. Ha*ram aylar da üç tanesi peş peşe gelir: “Zül-kade, Zü’l-hicce ve Muharrem. Bir de Cumâdî ve Şâban ayları arasında yer alan Mudarlılar’ın Receb’i.” Resûlullah AS sordu: “-Bu ay hangi aydır?” Biz: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedik. Bir müddet sustu. Biz ayın ismini değiştire*cek zannettik. Ancak şunu söylediler: “-Bu zi’l-hicce değil mi?” “-Evet!” karşılığını verdik. Devam etti: “-Peki burası neresidir?” Biz: “-Allah ve Resûlü daha iyi bilir” cevabını verdik. Yine sustu ve biz bölgenin ismini değiştirecek vehmine ka*pıldık. “-Burası haram bölge değil mi?” dedi. “-Evet” dedik. “-İçinde bulunduğunuz gün nedir?” diye tekrar sordu, biz yine: “-Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedik. Tekrar sustu ve biz yine günün ismini değiştirecek zannına düşmüştük ki: “-Kurban günü değil mi?” dedi. “-Evet” cevabımız üzerine sözüne devam etti: “-Bilin ki, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız birbirinize kesinlikle haramdır, tıpkı bu yerde, bu ayda şu günü*nüzün haram olması gibi. Rabbinize kavuştuğunuz zaman sizi yaptıklarınızdan hesaba çekecek. Sakın benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kâfirler olmayın. Bu söylediklerimi duyanlar, duymayanlara ulaştırsınlar. Bazan söz kendisine ulaştırılan kimse, ulaştırılan sözü, bizzat dinleyenden daha iyi beller.” Resûlullah AS sonra şunu ekledi: “ Tebliğ ettim mi, tebliğ ettim mi?” üç defa tekrarladı. “-Evet” cevabımız üzerine: “-Ya Rabbi şâhid ol!” dedi. Buhârî, Hacc 132, Edâhî 5; Tefsîr, Berâe 8, Bed’i’l-Halk 2, Fiten 8, İlm 9; Müslim, Kasâme 29, (1679); Ebu Dâvud, Hac 63, (1947). Müslim’in rivâyetinde şu ziyade var: “Sonra Hz. Peygamber AS beyazı galebe çalan alaca iki koyuna yö*neldi ve onları kesti. Sonra da koyunun bir parçasını alıp aramızda taksim etti.” Rezîn, rivayetin arasına şunu ilâve eder: “Üç şey vardır, bir mü’minin kalbi onlara karşı ebediyen ihânet et*mez; ameli sırf Allah için yapmak, idareyi elinde tutana karşı hayırhah olmak, Müslümanların cemaatine katılmak, çünkü onların duaları cemaate dahil olanların hepsini içine alır.” İbnu’l-Esîr: “Bu ziyâdeyi ana kitaplarda (Kütüb-i Sitte) görmedim” der. Bu ziyadenin mânası şudur: Bu üç şeyde kalbler huzura kavuşur. Kim bunlara yapışır, riayet ederse, kalbi hı*yânet, hile ve şer gibi mânevî kirlerden temiz kalır. 47) Ebu Hüreyre RA anlatıyor; Hz. Peygamber AS: “Her çocuk fıtrat üzerine doğar” buyurdu ve sonra da “Şu ayeti okuyun” dedi: “Allah’ın yaratılışta verdiği fıtrat...” (Rum; 30). Sonra Resûlullah AS sözünü şöyle tamamladı: “Ço*cuğu anne ve babası Yahudileştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir. Tıpkı hayvanın doğurunca, azaları tam olarak yavru doğurması gibi. Siz kesmezden önce, kulağı kesik olarak doğmuş hayvana rastlar mısınız?” Dinleyenler: “Ey Allah’ın Resûlu, küçükken ölenler hakkında ne dersiniz (cennetlik mi, cehennemlik mi?) diye sordular. Hz. Pey*gamber AS şu cevabı verdi: “(Yaşasalardı) nasıl bir amel işleyeceklerdi Allah daha iyi bilir.” Buhârî, Cenâiz 80, 93; Müslim, Kader 22, (2658); Muvatta, Cenâiz. 52, (1, 241); Tirmizî, Kader 5, (2139); Ebu Dâvud, Sünnet 18, (4714). Bir başka rivayette: “Doğan hiçbir çocuk yoktur ki, konuşmaya başlayıncaya kadar şu din üzere olmasın” buyurulmuştur. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İMÂN VE İSLÂM’A GİREN MÜTEFERRİK HADİSLER
48) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdu ki: “Mü’min, mütemadiyen rüzgarın eğici tesirine mâ*ruz bir bitkiye benzer. Mü’min, devamlı belalarla başbaşadır. Münâfığın misali de çam ağacıdır. Kesilip kaldırılıncaya kadar hiç ırgalanmaz.” Buhârî, Mardâ 1; Tirmizî, Emsâl 4, (2870); Müslim, Sıfatu’l-Münâfıkûn 58, (2809). 49) İbnu Ömer RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS şöyle buyurmuştu: “Mü’min, yaprağını hiç dökmeyen yeşil bir ağaca benzer.” Halk falanca ağaç, fişmekânca ağaç diye tahminde bulundular, (fakat isabet ettiremediler). Ben, “Bu, hurma ağacıdır” demek istedim, ancak (yaşım küçük olduğu için) utandım. Sonra Hz. Peygamber AS: Bu hurma ağacıdır” diyerek açıkladı.” Buhârî, İlm 4, Edeb 79; Müslim, Sıfatu’l-Münâfıkûn 64, (2811). 50) Nevvâs İbnu Sem’ân RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdular ki: “Allah, bize iki tarafında iki ev bulunan bir doğru yolu misal veriyor. -Bir rivayette iki ev değil “İki sur” denmiştir- Bu evlerin açık olan kapıları vardır. Kapıla*rın üzerine de perdeler çekilmiştir. Biri yolun başında, biri de onun yukarısında durmuş iki dâvetçi (gelip geçenlere) şu dâveti okuyorlar: “Allah cennete çağırır, dilediğini doğru yola eriştirir” (Yunus, 25). Yolun iki yakasındaki kapılar ise Allah’ın hududu (yani yasakları)dur. Hiç kimse perdeyi açmadan bu yasak*lara düşmez. Kişinin yukarısındaki davetçi, Rabbisinin vâiz’idir” Tirmizî, Emsâl 1 (2863). Rezîn, bu temsili, İbnu Mes’ûd tarafından rivayet edilen bir hadisle açıklar: Doğru yol; “İslâm’dır, kapılar; Allah’ın haramlarıdır, perdeler; Allah’ın hudududur (yasaklar); yolun başındaki dâvetçi; Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bunun yukarısındaki davetçi; her mü’minin kalbinde yerleştirilmiş olan (bazan vicdan, bazan sağ duyu diye ifade edilen) hak*kâniyet duygusu -ki, buna bazı hadislerde lümme-i melekîye de denmiştir- vâizullah’tır.” 51) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS şöyle buyurdu: “İslâm garib olarak başladı, tekrar başladığı gibi garîb hâle dönecektir. Gariblere ne mutlu!” Müslim, İmam 232, (145) Tirmizî, İman 13 (2631). |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
KUR’ÂN VE HADİSE UYMAYA DAİR
52) İmam Malik’e ulaştığına göre, Hz. Peygamber AS şunu söylemiştir: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğu*nuz müddetce asla sapıtmayacaksınız: Allah’ın Kitab’ı ve Resûlünün sünneti”. Muvatta, Kader 3, (2, 899). 53) Yezid İbnu Erkam RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdular ki: “ Size, uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu, Allah’ın Kitabı’dır. Semâdan arza uzatılmış bir ip durumundadır. (Diğeri de) kendi neslim, Ehl-i Beytim’dir. Bu iki şey, Cennette Kevser havuzunun başında bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Öyleyse bunlar hakkında, ardımdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün” Tirmizî, Menâkıb 77, (3790). 54) İrbâz İbnu Sâriye RA dedi ki: “Bir gün Resûlullah AS bize namaz kıldırdı. Sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ, çok mânidar bir vaazda bulundu. Öyle ki dinleyenlerin gözleri yaşla, kalpleri de heyecanla doldu. Cemaatten biri: “Ey Allah’ın Resûlü, sanki bu, bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz?” dedi. “Size, buyurdu, Allah’a karşı takvada bulunmanızı, başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira, sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar görecek. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hülefâ-i Râşidîn’in sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve dört elle sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere karşı da son derece dik*katli ve uyanık olun. Zira (sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bir bid’attır, her bid’at de dalalettir, sa*pıklıktır.” Tirmizî, İlim 16, (2678); Ebu Dâvud, Sünne 6, (4607). 55) Mikdâm İbnu Ma’dîkerib RA anlatıyor: Resûlullah AS buyurdular ki: “Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otu*rurken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: “Bizimle sizin aranızda Allah’ın kitabı vardır. Onda nelere helâl denmişse onları helâl biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz” diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resûlullah AS’ın haram kıldıkları da tıpkı Allah’ın haram ettikleri gibidir” Ebu Dâvud, Sünne, 6, (4604); Tirmizî, İlm 60, (2666); İbnu Mace, Mukaddime 2, (12). Ebu Dâvud’un rivayetinin baş kısmında şu ziyâde vardır: “Haberiniz olsun, bana Kitap ve bir o kadar da (sün*net) verildi.” Rivayetin gerisi yukarıdaki mânada devam eder. Ebu Dâvud’un rivayetinin sonunda şu ziyade de mevcuttur: “Haberiniz olsun (Kur’an’da zikri geçmiyen) ehlî eşeğin eti de size helâl değildir, vahşi hayvanlardan parçalayıcı dişi (köpek dişi) olanlar, keza muâhedeli olanların yi*tikleri de haramdır. Ancak eşya sâhibi, ihtiyacı olmadığı için, kasden terketmişse o müstesna. Bir kimse bir kavme uğradığı zaman, ona ikram etmek, o kavme vazife olur. Şayet ikram etmezlerse, o kimse, hak ettiği ikramın mislince onları cezalandırır.” 56) Ebu Mûsa Abdullah İbnu Kays el-Eş’arî RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS şöyle buyurdular: “Allah’ın benimle gönderdiği ilim ve hidâyetin misali, bir araziye düşen yağmur gibidir. (Bilindiği üzere), bazı araziler var, tabiatı güzel*dir, suyu kabul eder, bol bitki ve ot yetiştirir. Bir kısım arazi var, münbit değildir, ot bitirmez, ama suyu tutar. Onun tuttuğu su ile Cenab-ı Hakk insanları yararlandırır: Bu sudan kendileri içerler, hayvanlarını sularlar ve ziraat yaparlar. Diğer bir araziye daha isabet eder ki, bu ne su tutar ne ot bitirir. Bu temsilin biri Allah’ın dininde ilim sâhibi kılınana delalet eder, böylesini Allah benimle göndermiş olduğu hidâyetten yararlandırır; yani hem öğrenir, hem öğretir. Temsilden biri de, buna iltifat etmeyen Allah’ın benimle gön*derdiği hidâyeti hiç kabul etmeyen kimseye delalet eder”. Buhârî, İlm 20; Müslim, Fedail 15 (2282). 57) Yine aynı sahâbe (Ebu Musa) RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS buyurdu ki: “Benim misalimle Cenab-ı Hakk’ın benimle göndermiş bulunduğu şeyin misâli şu adamın misali gibidir: “Bir adam kendi kavmine gelip: “Ben gözlerimle düşman ordusunu gördüm, tehlikeyi haber veriyorum, tedbir alın!” der. Kavminden bir kısmı tavsiyesine uyup, geceleyin, telaşa düşmeden oradan uzaklaşır. Bir kısmı da bu haberciyi yalanlar ve yerinden ayrılmaz. Ancak sabahleyin ordu onları yakalar ve imha eder. İşte bu temsil bana itaat edip getirdiklerime uyanlarla, bana isyan edip Cenab-ı Hakk’tan getirdiklerimi tekzip edip yalanlayanları göstermektedir.” Buhârî, Rikak 26; Müslim, Fezâil 15, (2283). 58) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS buyurdular ki: “ Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz” Buhârî, Rikâk 26, Enbiya 40; Müslim, Fezâil 17, (2284); Tirmizî, Emsâl 7, (2877). 59) İbnu Mes’ud RA’un şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Muhakkak ki, en güzel söz Allah’ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed AS’in yoludur. İşlerin en kötüsü de dine aykırı olarak sonradan çıkarılanıdır. Size vâdedilen mut*laka yerine gelecektir. Siz Allah’ı aciz bırakamazsınız.” Buhârî, İ’tisam 2, Edeb 70. 60) Hz. Aişe (RA) validemiz anlatıyor: Hz. Peygamber AS buyurdu ki: “Kim şu dine uymayan bir şey uyduracak olursa, bu merduddur kabul edilmez” Buhârî, İ’tisam 5, Büyü 60, Sulh 5; Müslim, Akdiye 18 (1718); Ebu Dâvud, Sünnet 6, (4606). Bir rivayette de şöyle denmektedir: “Bizim sünnetimize uymayan bir amel işleyenin yaptığı amel de merduddur.” 61) Ebu Zerr RA anlatıyor: Resûlullah AS şöyle buyurdular: “Kim cemaat’(imiz)den bir karış uzaklaşırsa (kendini dine bağlayan) İslâm bağını boynundan çıkarıp atmış olur” Ebu Dâvud, Sünne 30, (4758); Tirmizî, Emsâl 3, (2867). 62) Hz. Ali RA şöyle demiştir: “Daha önce hükmettiğiniz şekilde hükmedin. Zira ben (kargaşaya, nizâya götürecek) muhalefeti sevmem, tâ ki halk tek bir cemaat teşkil etsinler veya arkadaşlarımın öldüğü gibi ben de öleyim.” İbnu Sîrîn merhum, Hz. Ali RA’den yapılan rivayetlerin çoğunun uydurma ve yalan olduğu görüşünde idi. Buhârî, Fedâilu’l-Ashâb 9. 63) Enes RA şöyle der: “Hz. Peygamber AS devrinde mevcut olan şeylerden (kelime-i şehadet dışında) hiçbirini artık göremiyorum.” Kendisine “namazı da mı?” diye itiraz edilince: “Namaza da ne yaptığınızı bilmiyor musunuz, (öğleyi akşama yakın kılmadınız mı)?” cevabını verir. Buhârî, Mevâkît 7; Tirmizî, Kıyâmet 17, (2449). 64) Ebu Hüreyre RA’den rivâyet edildiğine göre bir gün kendisi çarşıya uğrar ve: “Mescidde Resûlullah AS’ın mirası taksim edilirken ben sizleri burada görüyorum (Bu ne biçim iş, siz de koşun) buyurur. Herkes mescide koşuşur, bir şey göremeyince: “Taksim edilen bir şey göremedik, sâdece bazıları Kur’ân okuyordu” derler. O cevabı yapıştırır. “İyi ya, Resûlullah AS’ın mirası zaten bu değil mi?” Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid’de, Taberânî’nin el-Mu’ce’mu’l-Evsat’ından nakleder (1, 123, 124). 65) İbnu Mes’ûd RA’dan rivayet edildiğine göre, şöyle buyurmuştur. “Bir yol takip etmek isteyen, bu yolu, ölmüş olanların yolundan seçsin. Zira hayatta olanların fitnesinden emin olunamaz. Ölmüş olanlar ise Hz. Peygamber AS’in Ashâbıdırlar. Onlar bu ümmetin en efdalidir. Kalpçe en temizleri, ilimce en derînleri, amelce en ihlaslıları yine onlardır. Allah, Hz. Peygamber AS’in sohbeti ve dininin yerleşmesi için onları seçmiştir. Öyleyse sizler onların üstünlüğünü idrak edin, onların yolundan gidin, elinizden geldikçe onların ahlâkını ve yaşayış tarzlarını kendinize örnek kılın. Zira onlar en doğru yolda idiler.” İbnu Abdilberr, Câmi’ul-Beyâni’l-İlm ve Fadlihi’de kaydetmiştir 2,9. 66) İbnu Abbâs RA’dan rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’ın Kitabını öğrenir ve sonra da onda bulunanlara uyarsa, Allah onu, dünyada dalâletten çıkarıp doğru yola sevkeder, âhirette de kötü hesabtan korur.” 67) Ömer İbnu’l-Hattâb RA’dan rivayet edilir ki, şöyle buyurmuştur; “Gecesi gündüz gibi olan çok aydınlık bir şeriat üzere terkedildiniz. Çöldeki bedevîlerin ve mahalle mekteplerindeki çocukların dini üzere olun. (Âyet ve hadisten öğ*retilenleri olduğu gibi takib edin, kendinizden katıp karıştırmadan taklid edin.) Bunun benzeri merfu olarak Ahmed İbnu Hanbel (Müsned 4, 126) ve İbnu Mace (Sünen, Mukaddime 6, (43) rivayet etmişlerdir. 68) Hz. Ali RA şöyle buyurmuştur: “Sizler geniş bir caddeye bırakıldınız. Bu, üzerinde Ümmü’l-Kitap olan (yâni Allah’ın kesin hükümlü âyetleriyle istikameti tesbit edilmiş) bir yoldur.” (Ashâb’ın büyüklerine ait son beş rivayeti Rezîn merhum tahric etmiştir). |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 13,474
İtibar Gücü: 235
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
AMELDE İTİDAL 69) Hz. Enes RA anlatıyor: Hz. Peygamber AS’in zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine bir gurub erkek gelerek Resûlullah AS’ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: “Resûlullah AS kim, biz kimiz? Allah O’nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O’na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri: “Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım” dedi. İkincisi: “Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terketmeyeceğim” dedi. Üçüncüsü de: “Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim” dedi. (Bilâhere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber AS onları bularak: “Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah’a yemin olsun Allah’tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim: namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir” buyurdu. Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401); Nesâî, Nikah 4, (6,60). 70) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: Hz. Peygamber AS, ruhsat ifade eden bir amelde bulunmuştu. Bazılarının bundan kaçındıklarını işitti. Bunun üzerine Resûlullah AS bir hutbe okudu: Âdeti vechile Cenâb-ı Hakk’a hamd ve senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdu: “Allah için söyleyin, bazıları benim yaptığım şeyi beğenmeyip, kaçınıyorlarmış, doğru mudur bu? Allah’a yeminle söylüyorum, ben Allah’ı onlardan çok daha iyi biliyorum. Allah’tan duyduğum korku da onların duyduklarından çok daha fazladır.” Buhârî, İ’tisam 5, Edeb 72; Müslim, Fedâil 127, (2356). 71) Yine Hz. Aişe (RAa) anlatıyor: Resûlullah AS bunun üzerine şöyle buyurdu: “Bil ki, ben, hem uyurum, hem namaz kılarım; oruç da tutarım, kadınlarla evlenirim de, Ey Osman, Allah’tan kork, zira ehlinin senin üzerinde hakkı var, misafirin senin üzerinde hakkı var, nefsinin senin üzerinde hakkı var. Öyle ise bâzan oruç tut, bâzan ye. Namaz da kıl, uykunu da al” Ebu Dâvud, Salât 317 (1369). Rezîn merhum, şunu ilâve ediyor: Osman RA bütün gece namaz kılmak, gündüzleri de hep oruç tutmak, ka*dınlarla da hiç nikah yapmamak üzere yemîn etmişti. Osman Resûlullah AS’a yemininden sordu. Bunun üzerine meali şu olan âyet nâzil oldu: “Allah sizi rastgele yeminlerinizden (lağv) dolayı değil, fakat kalplerinizin kasdettiği yeminden dolayı sorumlu tutar” (Bakara, 225). 72) Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs RA anlatıyor. Hz. Peygamber AS’e benim “Hayatta kaldığım müddetçe vallahi gündüzleri oruç tutacağım geceleri de namaz kılacağım” dediğim haber verilmiş. Beni çağırtarak: “Sen böyle böyle söylemişsin doğru mu?” dedi. “Annem babam sana feda olsun, evet böyle söyledim ey Allah’ın Resûlü” dedim. “İyi ama, dedi, sen buna güç yetiremezsin, bazan oruç tut, bazan ye; gece kalk, uyu da. Ayda üç gün tut (bu yeter), zira hayırlı işleri Allah on misliyle kabul ederek ücret veriyor. Bu üç gün, aynen yıl orucu yerine geçer” buyurdu. Ben: “Söylediğinizden daha fazlasına güç yetiririm” dedim. “Öyleyse, dedi, bir gün oruç tut, iki gün ye” Ben tekrar “Bundan başkasına da güç yetiririm” dedim. “Öyleyse, dedi, bir gün tut, bir gün ye. Bu Hz. Dâvud AS’ın orucudur. Bu en kıymetli oruçtur -veya en efdal oruçtur.-” Ben yine: “Ben bundan daha fazlasına güç yetiririm” dedim. Resûlullah AS: “Bundan efdali yoktur” buyurdu. Buhârî, Savm 54, 55, 56, 57, 58,59, Teheccük 7, 19, Enbiya 37, Fedâilu’l-kur’ân 34, Nikâh 89, Edeb 84, İsti’zan 38; Müslim, Sıyâm 181-194, (1159); Ebu Dâvud, Sıyâm 53, (2425); Nesâî, Sıyâm 76, (4, 209-210); Tirmizî, Savm 57, (770). Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: “Bana haber verildiğine göre sen yıl orucu tutuyor, her gece de “Kur’ân’ı (hatmen) okuyormuşsun, doğru mu?” dedi. Ben: “Evet ey Allah’ın Resûlü, doğrudur, ancak bunda maksadım sadece hayırdır” dedim.” Rivayette konuşma şöyle devam eder: “Resûlullah AS bana: “-Kur’ân’ı ayda bir kere oku” dedi. Ben: “-Daha fazlasına da güç getirebilirim” dedim. “-Öyleyse her gün günde bir kere oku” dedi. Ben tekrar: “-Bundan fazlasına da güç getirebilirim” dedim. “-Öyleyse, buyurdu, her yedi gecede bir kere oku, daha aşağı düşme” dedi. Resûlullah AS bana şunu da söyledi: “-Bilmezsin, belki uzun bir ömrün olur (yaşlılığında ahdi yerine getiremezsin)”. Abdullah der ki: Ben nefsime şiddetli davrandıkça, (bundan vazgeçmem için) bana da şiddet gösterildi. İhtiyarladığım zaman, Resûlullah AS’in tanıdığı ruhsatı kabul etmiş olmayı temenni ettim.” Bir başka rivayet de buna benzer, ancak şu ziyade var: “Bunu yaparsan gözün (uykusuzluktan) ferini kaybeder, nefsin de yorulur. Devamlı tutulan oruç, oruç sayılmaz.” Rivayette: “Dâvud AS ın orucunu tut: O, bir gün tutar bir gün yerdi. Düşmanla karşılaşınca da gücü kuvveti yerinde olduğu için kaçmazdı” ziyadesi de var. Bir başka rivayette: “Allah’a en hoş gelen oruç, Hz. Dâvud AS’un namazıdır. O, gecenin yarısını uyur, üçte birini kalkar, altıda birini uyurdu. Bir gün oruç tutar, bir gün yerdi” buyrulmuştur. 73) Hz. Aişe (RA) şunu anlatır: Hz. Peygamber AS’in bir hasırı vardı, geceleri perde yapıp gerisinde namaz kılardı, gündüzleri de yayıp üzerine otururdu. Halk da Resûlullah AS’ın yanına dönep (gelip) aynen onun gibi namaz kılmaya başladılar. Sayı gittikçe arttı. Bunun üzerine Resûlullah AS onlara yönelerek şunu söyledi: “Ey insanlar, takat getire*ceğiniz işleri yapın. Zira siz (dua etmekten) usanmadıkça Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah’a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır.” Ravi der ki: Muhammed AS’in ailesi bir iş yapınca onu sâbit kılardı (artık terketmez devamlı yapardı). Buhârî, İman 16, Ezân 81, Rikâk 18; Müslim, Salât 283, (782); Muvatta, Salâtu’l-Leyl 4, (1, 118); Nesâî, Kıyâmu’l-Leyl 1 (3, 218); Ebu Dâvud, Salat 317, (1368). Buhârî’nin Ebu Hüreyre RA’den yaptığı bir rivayette: “Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın, sabah vaktinde, akşam vaktinde, bir miktar da gecenin son kısmında yürüyün (ibadet edin), ağır ağır hedefe varabilirsiniz. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, Cenneti kazandırmayacaktır” buyurdu. “Sen de mi (amelinle cennete gidemiyeceksin) ey Allah’ın Resûlü?” dediler. “Evet, ben de, dedi, Allah affı ve rahmeti ile muâmele etmezse ben de!” (Buhârî, Rikak 18) Buhârî ve Nesâî’de gelen bir başka rivayette: “Bu din kolaylıktır. Kimse (aşırı gayretle) dini geçmeye çalışma*sın, (başa çıkamaz, yine de yapamadığı eksiklikleri kalır ve) galebiyet dinde kalır” buyrulmuştur. (Buhârî, İman 29). 74) Hz. Enes RA anlatıyor: Resûlullah AS şöyle buyurdu: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin.” Bir riva*yette de: “...Isındırın, nefret ettirmeyin...” buyrulmuştur. Buhârî, İlm 12, Edeb 80; Müslim, Cihad 6, 7, (1732-1733). 75) Sehl İbnu Ebî Ümâme RA’nin anlattığına göre, Sehl ve babası beraberce Hz. Enes RA’in yanına girerler. Enes’i yolcu namazı kılıyormuşcasına çok hafif bir namaz kılıyor bulurlar. Selam verip namazdan çıkınca: “Allah sana mağfi*ret buyursun bu kıldığın namaz farz mı yoksa nafile miydi? dedik. “Farz namazdı. Bu (eksiksiz). Hz. Peygamber AS’in namaz tarzıdır. Bilerek hiç bir değişiklik de yapmadım” dedi ve ilave etti: Resûlullah AS buyurdu ki: “(Yıl orucu, her gece teheccüt, kadınları terk gibi kararlarla) kendinize zorluk çıkarmayın, zorluğa uğrarsınız. Zira (geçmişte) bir kavim (bir kısım zahmetli işlere azmederek) kendisini zora attı. Allah Da zorluklarını artırdı. Ma*nastır ve kiliselerdekiler bunların bekâyasıdır. “Onlar, üzerlerine, bizim farz kılmadığımız, fakat, güya Allah’ın rızasını kazanmak için kendilerinin koydukları ruhbaniyete bile gereği gibi riâyet etmediler” (Hadîd, 27). Ebu Dâvud, Edeb 52, (4904) 76) Enes RA buyurdu ki: “Hz. Peygamber AS mescide girmişti ki, iki direk arasına gerilmiş bir ip gördü. “Bu da ne?” diye sordu. Bu, Zeyneb RA’in ipidir, namaz kılarken uykusu gelince buna takılıyor (ip onun düşmesini önlü*yor)” dediler. Hz. Peygamber AS:”Hayır (olmaz öyle şey) çözün ipi. Şevkiniz varken namaz kılın, uykunuz gelince de yatın” emretti. Buhârî, Teheccüd 8; Müslim, Müsâfirîn 219, (784); Ebu Dâvud, Salât, 308, (1312); Nesâî, Kıyâmu’l-Leyl 17, (3, 218). 77) Hz. Aişe (RA) diyor ki: “Yanımda BenîEsed kabilesinden bir kadın vardı. Bu sırada Hz. Peygamber AS içeri girdi ve: “Bu kimdir?” buyurdu. “Falancadır, geceleri hiç uyumaz, (ibadet yapar)” dedim. Resûlullah AS: “Sus, yeter! Size, tâkat getirebileceğiniz amel yaraşır. Siz (ibadet yapmaktan) usanmadıkça, Allah da (sevab vermekten) usanmaz. Allah’a en hoş gelen dinî amel, kişinin devamlı olarak yaptığı ameldir” buyurdu. Buhârî, İman 32, Teheccüd 8; Müslim, Salâtu’l-Musâfirin 2220-221 (785); Muvatta, Salatu’l-Leyl 4, (1, 118); Nesâî, Salatu’l-Leyl 17 (3, 218). 78) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS buyurdu ki: “Her şeyin bir şevki vardır. Her şevkin de bittiği bir zaman vardır. (Yapacağı işe karşı bu şevki) duyan kişi işini yaparken mutedil hareket eder ve bu itidali devam etti*rirse, muvaffak olacağını ümid edin, (çünkü bu şekilde takibine devam edebilir). Şayet (aşırılığa düşerek dikkat çekmiş ve) parmakla gösterilecek hâle gelmişse ona itibar edip (sâlihlerden) saymayın” Tirmizî, Kıyâmet 21, (2455). 79) Ebu Cuheyfe RA anlatıyor: Resûlullah AS Selman’la Ebu’d-Derda RA’yı kardeşlemişti. Selman bir defa*sında Ebu’d-Derdâ’yı ziyaret etti. Evde, Ebu’ |